1

iniş çıkış

hep oluyor bu bana...


önce bir iniş, içe kapanma, bazen ağlama, kendini gücsüz hissetme ve güvende hissedememe...korkular sarıyor oramı buramı...'eylemsizlik' haline geçmek istiyorum işte o zamanlarda...konuşmamak, yürümemek, gülmemek, yemek yememek...


sonra telkinler, uyku, sessizlik derken geçiyor...o zaman bakıyorum her zaman gördüğüm şeylere, hayatımın akışına...diyorum kızım bundan 3 gün önce korkacak ne vardı da şimdi yok? bilmiyorum....inanın o korkuların, o güvensizliğin nereden, hangi karanlık delikten fışkırıp hayatımı ele geçirdiğini bilmiyorum..sonra da sessizce deliğine geri dönüyor görevini tamamlamış gizli bir ajan gibi...bir dahaki sefere kadar...


her şeyin kendi içinde gizli olduğu ilginç bir canlıyız biz...korkularımız ve ümitlerimiz..ne tetikliyor da korkuyor veya cesaretleniyoruz, bilmiyorum..anlamak için inanın çok şey verirdim..bilincimize ne kadar derin kazarsak o kadar çok soru çıkıyor...bazen yorulduğumu hissediyorum kendimden ve sanırım o zamanlar 'bırakabiliyorum'....


ve sevdiklerimiz...ne kadar çok olursa olsunlar, her şeyin başı da sonu da insanın kendisi, kendi bakış açısı, algıları...daha fazlası ya da eksiği değil...John Berger'in Görme Biçimleri diye bir kitabı vardır, güzel...der ki, ' düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler.' kendimi umutsuz hissettiğim zamanlarda hayatın ta kendisi olan -işim, sokaklar, otobüsler, insanlar vs- kaçılması gerekenler olarak geliyor bana..hiçbirine güvenmiyorum..güvenmedikçe üzerime daha çok geliyorlar sanki...sakinleşemiyorum bir süre...ertesi gün, her şey içimde sessizleştikten sonra, bakıyorum aynı yollar, otobüsler o kadar da zararlı değiller...niye bir önceki gün kaçtım o zaman ben onlardan, hım?


beynimin gri kıvrımlarına girip, aralarındaki tozu dumanı temizlemek isterdim...yapamadığım için beyni anlamakla ilgili çok kitap okudum, hala da okuyorum..ya da insan psikolojisini...kesin cevap önümde ama ben gör-e-miyorum...


en nihayetinde, öğrendiğim tek şey var...ne zaman korkular sarsa beynimi, damarlarımı; kendimi o korkutuğum hayata koşulsuz bırakabildiğimde, kontrol iplerini elimden attığımda geri geliyor ışık....tek öğrendiğim bu..hayatın kendisinin o gizli ajan olduğu ....aslında hep benim iyiliğimi isteyen...


hayat hayat deyip duruyorsun, ne ola ki o hayat derseniz de, cevabım şu; bazıları Tanrı der, bazıları Allah, bazıları Buda, bazıları İsa, bazıları ruh der....ben, yine BEN diyorum...Tanrı kendisinden koptuğumuzdan beri, bizi yine bize emanet ettiyse eğer, kaçıp kaçıp saklandığımızda, bulduğumuzda sevindiğimiz de yine kendimiziz...ve ben, kendimi ben olabilmek adına önüme çıkan ve çıkacak olan tüm o ihtimallere 'bırakabildiğimde', ben olabilme potansiyellerime bir koşul olmadan emanet edebildiğimde, rahatlıyorum....tek öğrendiğim bu...



foto buradan

0

Aradığınız kişi şu anda UYKUdadır...

bazen depresyon alameti sayılır, bazen mutsuzluğun, bazen yorgunluğun, bedensel ya da zihinsel..ne için olduğu önemli değildir aslında, mesaj; vücudun kendini 'kapatmak' istemesidir. biraz beklemeye almasıdır...yoksa can dayanamaz...sinir yapar, huysuzluk yapar, karamsarlık yapar, bağısıklık sistemini zayıflatır, doğru düşünememize sebep olur...daha daha neler....



ben uykuyu sevenlerdenim, gece uykularına ve özellikle sabaha karşı uykularına zaafım vardır, gündüz uykusu değildir gözdem ama sabah erken uyandırmak demek beni, hele bir de tatil günümdeysem; işte risk budur... :)

bu konuda Defne Suman çok güzel yazmış. BU yazıyı okumanızı isterim...ve uykuya ihtiyacı varsa vücudunuzun, beyninizin; mesajı almanızı ;)


iyi uykulaarrrr! :)

1

acı bir öykü...

geçenlerde, hayatımın üç farklı döneminde okuduğum bir kitabı yine yeniden bitirdim...


bir Türk ailesinin öyküsü...


kitap tam bir otobiyografi, ben severim otobiyografileri veya biyografileri ama bu kitap başkadır...ilk olarak sanırım üniversite yıllarımın başında, ikinci olarak, çalışma hayatımın ortasında ve son olarak da 2011'de okudum bu kitabı..Kitabın yazarı İrfan orga aslında bu kitabı 1950'de yazıyor ve kendisi İngiltere'de yaşadığından o dönemde, ilk olarak orada yayımlanıyor. ortalığı kasıp kavuruyor o zamanlar, çünkü birinci dünya savaşında yenik ve harap çıkmış bir büyük imparatorluktan bir yaşam kesiti sunuyor ve batılıların doğulu yaşam tarzını ne kadar merak ettiklerini bilriseniz, bu ilginin neden olduğunu-özellikle o yıllarda- anlamak hiç zor değil...küllerinden doğan bir ülkede yaşananlar...


kitabı benim için özel yapan şey, daha önce okuduğum (örneğin yine geçen aylarda okuduğum; bir imparatorluk çökerken) kitaplardan bir farkı olması. örnek olarak verdiğim kitabı da yiyip yutmuştum ama bu ailenin öyküsü, yeryer beni ağlatacak kadar hırpalayan bir hikaye...bazen okumayı bırakmayı bile düşündüm...bi de yaş ilerledikçe hepten duygusal oluyorum galiba..acının ne türü olursa olsun, kitapta dahi olsa, görmek, duymak hoşuma gitmiyor...


bugün, bazı 'zek' insanlar, savaş falan olursa, bize bir şey olmaz, yıkarız ederiz falan diyorlar ya, bir ülkeyi, en az iki kuşağı da nasıl yıkacağını hiç hesaplamıyorlar...birinci dünya savaşının izleri nerdeyse üç kuşak kalmış...acı acı hatırlanıyor...insanlar gencecik yaşlarda ölüp gitmişler..ya cephede ya da evlerde; açlıktan, bakımsızlıktan...


bu tip kitapları okuduktan sonra, içimdeki en büyük korkum -o da bu sanırım-YOKLUK, taşıyor...işte o zamanlar huzursuz ve daha sinirli oluyorum..sanırım okumamam gerek böyle şeyler ama gerçeklerden de kaçılmaz ya..


eğer tarih, biyografi seviyorsanız, savaşın ve cehaletin bir toplumu ne hale düşüreceğini bi de başkalarının satılarından görmek istiyorsanız, okumanızı kesinlikle tavsiye ederim..akıcı, güzel anlatımlı bir kitap...okuyan herkesin içinde bir yer kesinlikle edinecektir...



sonra da 'bir imparatorluk çökerken'i okuyuverin...kaçırılmayacak başka bir tarih kitabı-biyografi daha...



ayrıca İrfan Orga kim ola ki diye merak edenlere, buyrunuz..



iyi okumalar!

1

bu evrende bir tozsun tarih seni unutsun, haydi gel içelim!

geçen haftadan beri böleyim...
kafamda vücudumu ve büzüşmekten iyice kendi içine kıvrılmış kafamı az gevşetmem gerek...
nasıl yapsam nın nım nım...?
gergin değil de, kafa dolu ya, onu da bi hizaya getirmek gerek değil mi? ;)

geçen hafta bu duygularla Cumartesi eve gidişim tam bir hikayeydi...otobüste bi bardak alkol ve bir cigara çekti canım...ama nasıl anlatamam..! o ikisinin de kaçarı yok, benim olacaklar!

büfeden gittim sigaramı aldım ama bu arada çoooook uzun zamandır ağzıma sigara falan koymuyorum, keyfen bile olsa...o derece uzaklaştım..zaten çok içmezdim ya...neyse...eve vardım, paltoyu attım..beni gören alkolik ve sigara tiryakisi sanır, o derece delirmişim..Allah'tan kocimik yok o sırada evde, aha da kadın kafayı yedi dicek! :)))

sonra, kafaya diktim alkollü bi şeyi, bi de sigara yaktım balkonda...buraya kadar iyi de..dedim ya sigara içmiyorum diye..hatta rahatsız oluyorum o derece bi ukalalık çökmüş üstüme:))) ay ben bi öksürme nöbetine tutuldum sormayın...ulen! dedim, al işte gevşe şimdi, öksüre öksüre gevşe...attım elimden (ama hoşuma da gitti hııı, demek no smoking bünyeye işlemiş, şiişşş;)

o içtiğim ii geldi, ertesi sabah da dersim var, pazar sabahı...o gevşeme bile, o kadarı bile iyi geldi...
ama bu hafta yine aynı hissediyorum, e nolcak? :)
hihihi
eve gidelecek ve aynı şey yapılacak...başka çare yok..sıfır sosyal hayat, en sosyal yer annemlerin evi ve bizim ev :)

arkadaş yüzü, iki arkadaş muhabbeti etmeyi özledim...saçma sapan şeylere gülmeyi, sonra 'seviom len seni!' diye arkadaş sıcaklığına kıvrılamyı...özledim...
işimle cicim ayları belki de bunlar...sonra belki kaytarmak isteyebilirim, kurnazlıklar düşünebilirim ;)))) bilmem...

hiçbir şeyin ortasını bulamayacak mıyım ben yahu bu hayatta?? :)

bu gece rüyamda eski iş yerimde yeniden işe girmek için kariyer.net'ten başvuru yaptığımı gördüm...popom açık kaldı herhal! :D
amma velakin nasıl istemiyorum nasıl istemiyorum! rüyamdan bi gözlerimi açışım var, yumruklarımı sıkmışım...bu kadar mı içine işler ya insanın..hayır neden başvuruyorsam?
servisi var ya, ondandır :))))))

ya benim kafa yine güzel işte..ama bu sefer eskisinden farklıyım..mesela az önce 5 saat ders anlatmama rağmen, çıktık öğrencilerimle dışarıda yemek yedik, sonra yine geldim derse girdim...yorulmaz mı bi insan..akşam anlıyorum yorulduğumu, o da vücut yorgunluğu, kafa idare ediyor, su kaynatmıyor kolay kolay :) bi muhabbet öğrencilerimle...sanırsınız lisedeyim, kendime şaşırıyorum vala...ya 1 sene önceki gökçe nerde acaba?
aman! nerdeyse orada kalsın! derler ya büyük teyzeler; benden uzak cehenneme direk!
şimdiki gökçe'yi ben çok sevdim..biraz sırtı ağrıyor ama boşver gitsin...!! :)
hı bi de alkol.. :)))

bu sabah kulaklığımdan bu şarkılar içime işledi...sanki biliyorlar kafamı, bana özel çalınıyorlar...ben dedim diyeceğimi, en kısa zamanda bana bi yumuşama seansı lazım, yanında dost muhabbetiyle..en körüklüsünden ama...üstüne alınan beni arasın :) öperim..

hadi hop!



****

Bir kadeh sessizlik doldurdum
Daldım gittim semaya
Güz geçti bahar geçti derken
Bir gün daha görsek ne ala
Dünya derdi sarmış dört yanımı
Yaşamayı öğrenemedim hala
Şimdi hayat ister çiçeklerle gelsin
İsterse vursun geçsin
En bilindik yalanlarından
Bir yalan seçsin gelsin
Ben bu yolda tekrar yürümem
Artık buralardan geçemem
Ben bu yaştan sonra ne kara kaşa göze
Ne de selvi boya hiç gelemem
Her kadehte bir yıldız tuttum
Söndürdüm avuçlarımda
Koşarak kaçtım güya çocukluğumda
Büyümeyi öğrenemedim hala

Ben bu yolda tekrar yürümem
Artık buralardan geçemem
Ben bu yaştan sonra ne kara kaşa göze
Söverim gelmişime geçmişime

:)



****
Bu evrende bir tozsun
Tarih seni unutsun
Haydi gel içelim
Topla da gel
Hepsini al da gel

Mazi kalbinde yaraysa
Unut artık ne varsa
Haydi gel içelim
Yerlere düşelim
Haydi gel içelim
Yerlere düşelim
:)

5

ne eksik ne fazla, neyse o...




çok zaman oldu yazmayalı, değil mi?


hı hı, evet.. :)




hayatımda günlerin, gecelerin bu kadar hızlı aktığı başka bir dönem daha yaşamadım sanırım...



çok güzel arkadaşlıklar edindim..çok güzel paylaşımlar yaşıyorum...öğretmenlik hem bir öğrenme hem de öğretme süreci ya, karşılıklı devam ediyor...ben bir şeyler öğretiyorum, birileri de bana...bu böyle gidiyor...eskiden tek derdim 'ben olabilme potansiyelim kullanamamaktı' ya, artık öyle bir derdim yok...neysem oyum işte...düşüncelerim berrak, kalbim de..bu yüzden güzel insanlar var çevremde...içimi bulandıranlara da; 'sen de hoşgeldin, bakalım bize ne öğretmek için geldin' diyerek konuk ediyorum, sonra bir rahatlama ki sormayın gitsin...



şimdi hep beraber yaşayıp gidiyoruz :)


fazla söyleyeceğim bir şey yok daha daha...iyiyiz - çok şükür - afiyetteyiz...işimiz, dersler dışında susmak olmuş bizim....



yazının gerisinde teeee ne zamanlarda okuduğum bir romandan satırlar var...kendime de not niteliğinde ;)


haydi kalın sağlıcakla...



****



'...Lakin arayış tek başına olmaz; bize bir öğretmen, bir mürşit başka bir deyişle bir maşuk gerekir' s362


'...Böyle bir cennet olsa bile kendime yediremiyorum. Ben iyiliği, sadece iyilik olsun diye yapmayı seviyorum, kötülükten kaçınmayı, kötü olmadığım için yapmayı istiyorum. İyi olduğumda birinin bana ödül vermesi ya da kötü olduğumda birinin beni cezalandırmasından korktuğumdan değil. İyi olmak için bir efendiye ihtiyacımız yok kızım. İyilik de kötülük de içimizde, bizimle beraber doğdu, bizimle birlikte yok olacak. Önemli olan yaşarken neyi seçtiğin, hem de cennet ödülü ya da cehennem cezası olmadan. Hem de ölüp gideceğini bile bile. Perdenin ötesi diye bir yer olmadığının farkında olarak. Üstelik senden sonra gelecekleri hiç kıskanmadan, üstelik biz görmesek de onlar daha mutlu olsun diye çabalayarak. Benim payıma düşen de buymuş, teşekkürler hayat diyerek. Bence yaşamak bu kadar basit, aynı zamanda bu kadar güzel, bu kadar heyecan verici. Bütün mesele sahiden alçakgönüllü olabilmekte.' s365



'Bizim iyiliğimiz de, kötülüğümüz de karşılıksızdır' s.257



'Bir çocuğa beden verebilirsin ama onun kalbine, ruhuna tesir edemezsin. Herkes kendi hayatını yaşar, herkes kendini yaratır. Ama insanı, kendisine götüren köprü çok incedir, çok dar. Bir tek kendisinin geçmesine izin verir. Kan bağı bir imtiyaz değildir bu yolculukta. Aksine çoğu zaman aşılması zorlu bir engeldir, kırılması imkansız kalın halkalardan oluşmuş bir zincir. İnsanın elini kolunu öyle bir bağlar ki, hiçbir zaman kurtulamazsın.'



'Anlamadılar. Onlar anlamadıklarını kötü sayarlar.....! s159





Ahmet Ümit - Bab-ı Esrar