Pages

03 Eylül 2010 Cuma

giz


NOTcuk: kafası bulandıkça okumalı insan Can Yücel'i. Bulanmadan da okumalı aslında, bulanmasına izin vermemek için. devam edebilmek için...
Ciddi bir yaşamsal ihtiyaçtır Can Yücel şiirleri...
HER ŞEY SENDE GİZLİ

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;

Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,

Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.

Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!

İşte budur yaşamak
bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,

Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can YÜCEL

01 Eylül 2010 Çarşamba

kedi, kitap ve sonbaharın başı


çok işim var, hem ofiste hem kafada...

ancak bi durup, ilknokta.com kitapçısının sitesine girdim yine..daha geçenlerde verdiğim sipariş gelmedi bile! :) şu sıralar en iyi kitaplarla anlaşabiliyorum sanırım. onlar anlatıyor ben susuyor, dinliyor, düşünüyor, notlar alıyorum oraya buraya..
genel olarak susuyorum zaten, birisi hıırrrlasa ben yine susuyorum, başkası kahkaha atsa ben gülümsüyorum...sessiz olmam geliyor mümkün mertebe, tüm sesleri duyabilmek için insanların kalbinden ve beyninden geçen...

ee kış geldi, içe kaçmak gerek yavaş yavaş, havalarda bugün buz gibi zaten İstanbul semalarında...eylül'ün 1'i itibariyle sonbahara adımımızı atmış olduk :) ne güzel...
kedilerimi koynuma alıp, kitaplarımı koklaya koklaya okurken uykuya dalasım var...
okuduklarımı ise paylaşacağım demiştim, unutmadım ama kelimeler biriktiriyorum not defterimde, az bekleyiverin canııımmm :)

31 Ağustos 2010 Salı

Daral


ya gazete okumaktan nefret ediyorum son bi kaç senedir, acaba neden??
zaten midem bulanıyor sabahtan beri, sinirsel sanırım, ofise geldim ya, arttı iyice tabi...
bi de gazetelere göz gezdirdim, Allah'ım bu ne yaa!

* Urfa'da kapıcılık yapan bir ailenin oğlu Tıp Fakültesi'ni kazanıyor ancak kayıt parası olmadığından kayıt yaptıramıyor!

* Her gazetenin arkasında "şunu bunu istiyorsanız, referanduma oylarınız EVET" diye bağıran çarşafımsı ilanlar...

* Rize'nin Gundoğdu beldesinde, yağan yağmur sonrası meydana gelen heyelan ile yıkılan evler, insanlar, hayatlar...kaybolanlar, kaybedenler...

* Sahte ilaç sayısında artış!

* Terör örgütü ile görüştün görüşmedin bağrışmaları arasında, sesi iyice cılızlaşan halkın isyanı...

* İnsanları üç beşe ayıran başka insanlar...kendilerini Tanrı sanan insanlar...

* Geçen giden 30 Ağustos...sessiz sedasız...

ve daha bi çoğu..
ay vala daraldım...

midem boğazımda sanki...Avrupa Yakası'ndaki Burhan'ın dediği gibi
"Kendimi serbest bırakınca daha az acıyor canım..."

ama neticede ACIYOR İŞTE...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

paramparça aşklar ve köpekler


çok acaip şeyler yaşıyorum bir süredir...
konumuz; ilişkilere dayalı hayal kırıklıkları...yoksa köpeklerle bi sorun yok, öle başlık olsun diye...

bazen birçok olumsuz gibi "görünen" şeyler üstüste geldiğinde dayanamayacağız, nefes alamayacağız sanırız, değil mi? ben de aynı böyle hissettim birkaç tane hayal kırıklığı üstüste gelince ve gelmeye devam edince...

ancak arada öyle bir şey oldu ki içimde, isyan bayrağını çektim! bir silkelendim, çalkalandım ve mantıklı-yapıcı ve problem çözücü davranmaya karar verdim... ama önce sinirliydim tabi, çok çok sinirliydim..neyse, yırttım o durumu :)

madem başımızı gelen her olayın ASIL sorumluları BİZİZ, o zaman ben de bu konu hakkında içime kaçmaya, önce içimde anlamaya karar verdim . önümüzdeki günlerde bu hakkında çalışacağım.
demek istediğim her türlü ilişki; aile ile olan ilişki, arkadaşlarla olan ilişki, iş arkadaşlarıyla olan ilişki, komşu ile olan ilişki vb., bir tek hayvanlarla olan ilişkimi en sona bırakacağım, sanırım en az incelenmesi ve üzerinde DÜZELTMELERİN yapılması gereken ilişki türüm bu :)

nihayetinde, hep "hayvanları insanlardan çok çok daha fazla seviyorum" diyorsam, insanlara güvenmiyor ve insanların yaptığı birçok şeyi sevmiyor-onaylamıyorsam, hep karşıma bu onaylamadığın insan güruhu ile ilgili problemler çıkıyor. kafamdaki bu problemi dış dünyamda onaylayıp duruyorum habire..

ama kendime "artık ayıptır biberli" dedim, kalk bi kendine bak -sonuçta; EN BAŞTA BAKTIĞI KADARINI GÖRMEYE HAZIR OLUYOR İNSAN- istemediğin ilişkileri çıkar hayatından, istediklerini, karşılıklı bir şeyler büyütebildiklerine sıkı tutun, açık ol, kırgınlıklarını söyle, sevinçlerini daha çok paylaş, ara, sıkı tutun onlara, düşüncelerini toparla, odaklan, netleş, beyninin raflarının tozunu al...sonbahar temizliği işte bi nev-i :)

kısacası insanoğlu ile içimde barışmalıyım önce, sevmem önemli değil ancak "sevme ve/veya sevmeme" durumdan NÖTR duruma geçmem önemli, yani kabul etme, savaşmama...lakin, SAVAŞTIĞIMIZ ŞEY DİRENÇ GELİŞTİRİYOR VE KALICI OLUYOR...



eveeet, attım adımımı, çıktım yola, hadi bana rastgele...çürükleri-ezikleri ayıklanmış, daha sağlam, pıvıl pıvıl, cillop gibi ilişkilerle bu ekranlarda olacağım ilerleyen günlerde...

ayrıca bu konuda okuduğum kitapları, düşüncelerimi de buradan paylaşacağım, belki başka birinin daha ihtiyacı olur birgün... (umarım olmaz ama, işte öle şöle böle, anladınız siz. aaaaa)

hadiin kaçtım ben

21 Ağustos 2010 Cumartesi

bir gün Fırat, Faik ve ben bi gülüyoruz bi gülüyoruz, sonra... :)

son dönem sıkı sıkı takip ettiğim kişinin, sanatçının -vb. artık ne derseniz- adı Uğur Gürsoy. Hani Uykusuz çizeri, kahramanım Fırat'ın ve Faik'in yaratıcısı...

nasıl gülüyorum bi bilseniz....uzun zamandır beni bu kadar içten ve çok güldüren bir şey olmamıştı. (sevgilim dışında:) hele ki Fırat tam bir saplantı oldu bende...karikatürü önümde olmadığında dahi, en beğendiklerimi beynimin arşivlerinden çıkarım deli gibi gülüyorum kendi kendime..hayır, sonra saçma sapan bir yerde yapıcam bu maynak eylemi, başıma bi iş gelecek :))
dün taa Ardahan'dan gelen Gökçe'm ile buluşmadan önce DR'a girdim. niyetim tamamen ciddi kitaplar almaktı amma velakin kader oyununu oynamıştı ve istediğim kitapların hiçbirinin ya basımı kalmamıştı ya da o anda tükanda yoktu :) ee ben kafaya takmışım alıcam bi kitap ya, kafayı 30 derece sola çevirdim, bi de ne göreyim! kahramanım küçük adam Fırat'ın iki kitabı da rafta! tabi hemen alındı, sevgiyle kucaklandı! gerçekten bir Fırat karakteri olsa hıh işte ancak bu kadar severim...
o bacaksınızın "eneeee"lerini, "g.tüm gibi olmuş" gibi terbiyesiz ama alakasız yerlere cuk oturan acaip olan küfürlerini, bi eşya bulunca "ben bunla bişii yaparım ki"lerini, acaip şeyleri gözüne kestirip "beslenir ki bu" yorumlarını, "dinimiz amin" şeklindeki acaip duasını ve daha bi çok saflığa dayanacak derecedeki komik, gayet çocuk dünyasına ait laflarını, hayal dünyasını çok seviyorum...
dün gece saat bir idi ve biz sevgilimle kendimi kaptırmış bir şekilde Fırat'ın maceralarını okuyorduk :) gözlerim kapanmasa bırakma niyetim pek tabi yoktu :)


Faik'i atladım gibi oldu, bi dakka...Faik, fakir ama gururlu bir adamceğiz :) sürekli ya 1 TL arıyordur veya iş arıyordur..yani gülüyorum ama bi yandan da içim nasıl acıyor anlatamam! pek bir asil, yine diyeyim; pek bir gururlu, pek bi yaratıcı ama fayda etmiyor kaderine :) Faik'in gerçeği kesin vardır şu dünya üzerinde de,işte onunla karşılaşmak istemiyorum, lakin ağlayabilirim....ama karikatür formatında şimdilik çok güldürüyor beni, öyle hatırlamak istiyorum ben bizzat kendim :)

ikinci favorim:
ilk favorim:

üçüncü favorim:

Luna? ne dersin yavru ceylanım, denesek mi? :)))