29 Mart 2008 Cumartesi

Türkiye'de Bilgi Belge Yönetimi kader(sizliğ)i...

Bugün Mart ayının son günlerinden bir Cumartesi. TV'de izlenecekleri tüketmiş; vakit geçiriyoruz eşimle, kitap okuyoruz. Derken ben aklımı uzun zamandır kurcalayan, stajyerimle bu sorunu daha da pekiştiren bir konuda yazı yazmak istedim.

Konum; mesleğim..

Ben 2001 yılında Dokümantasyon ve Enformasyon'dan mezun oldum. Bu bölümü isteyerek ve bilerek yazanlardanım. Hatta bu üniversitedeyken de şimdi de hala şaşkınlıkla karşılanır. Nedenini biraz sonra anlatacağım...
Enformasyon dışında diğer bir, çok istediğim bölüm "Halkla İlişkiler"di. Kısmet değilmiş, olmadı. Elbet her şeyin bir sebebi vardır demiştim o zaman da, sonra bu meslek sayesinde eşimle tanıştım mesela..

Her neyse, ben iş hayatına üniversiteden mezun olur olmaz başladım. Yani 2001 yılında. Bu sene kariyer hayatımın 7. yılını kutlayacağım kısmetse, bu süre içinde kendimce birşeyler yapmaya çalışmış, eh çok fena şeyler yapmamışım da, elbet ki daha iyisini de yapabilirdim. Geriye dönüp baktığımda, mezun olanlar birtakım işlere girmişler -bölümleriyle ilgili veya ilgisiz-, evlenmişler, çoluk çocuğa karışmışlar vs. Ancak bugüne kadar yanımda staj yapan nice arkadaştan dinlediğim çok benzer hikayeleri dinliyorum yine bugünlerde yeni stajyerimden..Ben ilk defa İstanbul Üniversitesi Bilgi Belge Yönetimi'nden stajyer alıyorum, ancak sanmayın ki durum Marmara Üniversitesi'nden farklı (Ankara üniversitelerinde nasıl bilemiyorum, oralardan hiç stajyer alamadım henüz)
Peki stajyerler ne diyor? Ben ne düşünüyorum?..Hep bir eğitim yetersizliğinden, basitliğinden şikayet ediyoruz hep birlikte. Ben de bir İstanbul Üniversitesi mezunu olarak, eğitimin yetersiz ve basit olduğunu üzülerek onaylıyorum. Üstüne üstlük İstanbul Üniversitesi Marmara Üniversitesi gibi bir de İngilizce hazırlık sınıfı da açmıyor! Korkunç!

Bakın bu bölüme her sene yurdun çeşitli yerlerinden çok çeşitte kültürden insan geliyor. Neden geliyor? Okumak için, "üniversite" mezunu olmak için, dolu bir beyin olmak için ya da daha basitleştirirsek ekmek parası kazanmak için.
Bizim dönemimizde çok iyi İngilizce bilen, yanlış hatırlamıyorsam, 6 kişi falandık. Diğer arkadaşlar da sanırım daha sonra bir şekilde kendi çabalarıyla İngilizce öğrenmişlerdir veya vazgeçmişlerdir. Şimdi ilk sorum burada bölüm öğretim görevlilerine şudur (tüm Bilgi Belge Yönetimi dersleri okutan öğretim görevlilerine):

Neden İngilizce hazırlık sınıfı eğitimi konmuyor İstanbul üniversitesi'nde? Zor olan ne? Marmara Üniversitesi'nin, Hacettepe'nin yapıp da İstanbul Üniversitesi'nin yapamadığı ne?

Hadi bunu geçtik (geçilecek birşey değil ya). Okutulan dersler üzerinde biraz konuştuğumuzda, hala Milli Kütüphane'nin ders olarak okutulduğunu öğrendim!

Şimdi ikinci sorumu soracağım bölüm öğretim görevlilerine:

Milli Kütüphane'yi okutmak, bölümde okuyan nice öğrenciye kariyerlerini yaratmakta nasıl bir fayda sağlayacak acaba?
Yok mu bu mesleğin pazarlanmasıyla ilgili bir ders, yok mu doğru düzgün internet/bilgisayar dersleri, yok mu uzmanlık dersleri?

Bu bilgi (Milli Kütüphane dersi) olsa olsa, bu mesleği yapacak olan insanların meslekleri gereği kütüphanecilik tarihini bilmeleri gerektiği kadar faydalı olacaktır. Yani entellektüel bilgi (mesleki-genel) haricinde bir dönem boyunca okutulması basite kaçmak, baştan savma iş yapmak ve gereksiz zaman harcamaktan başka birşey değildir kanımca.

Üçüncü soruma ise doğrudan geçmek istiyorum.

Neden bir ekonomi, işletme vb. bölümlerde olduğu gibi Bilgi Belge Yönetimi bölümlerinde kariyer günleri yapılmaz? Neden?

Kendi cevabımı burada yazmak istiyorum. Lütfen yanlış bulan varsa, düzeltsin.

Bence şu anda Bilgi Belge Yönetimi bölümlerindeki çok az öğretim görevlisi ve profesyoneli mesleklerini önemsiyor. Bunu ben de öğrenciliğimden hatırlardım. Sürekli olarak derslerde öğretim görevlileri, nedense çok garipmiş gibi, kimin mezun olduktan sonra bu mesleği yapacağını sorup dururlardı. Bu bir eziklik psikolojisidir bence. Bu mesleğin okulunu okumuş, akademik kariyer basamaklarında tırmanmış nice insan hala ne olduklarının, dışarıdan nasıl göründüklerinin farkında değillerdir? Halbuki toplansalar, toplandıklarında aynı şeyleri konuşup duracaklarına, yahu biz bu bölümü nasıl derslerle daha iyiye götürebiliriz, çocukların ilgisini nasıl bu bölüme çekebiliriz, nasıl hem kendimizde hem de öğrencilerimizde kariyer tatmini yaratabiliriz diye düşünseler, bakın o zaman neler olacak.. Hatta şu noktayı düşünseler, o zaman bile belki birşey yapmak isteyecekler: Bu mesleği yukarı çıkarmaları demek, kendilerini de yukarı çıkarmaları demek, ki bu da hiç küçülmeyen ve sürekli gereksiz yere şişen egolarını tatmin etmek için hiç de fena bir fırsat sayılmaz!!

Bakın, şirketim bana özellikle stajyer al demiyor, özgür bırakıyor ancak benim işlerimi yoluna koyabilmem ve birşeyler üretebilmem için ekstra zamana ihtiyacım var iş yerinde ve bu yüzden stajyer alıyorum. Bu, benim iş odaklı yaklaşımım stajyer alımı konusunda.
Ancak ikinci bir sebep var ki bu hepsinden öte:

Bizler okurken 3 staj yapmak zorundayızdır. Ben ilk stajımı İstanbul Üniversitesi'nin o tozlu, dağınık ve bakımsız Merkez Kütüphanesi'nde, ikinci stajımı bir okul kütüphanesi olsa dahi, bakımlı, güzel düzenlenmiş ve itina gösterilen Üsküdar Amerikan Lisesi Kütüphanesi'nde ve nihayet üçüncü stajımı ise Tempo Dergisi arşivinde yaptım. Şimdi, ben eğer ÜAA ve Tempo dergisi stajlarını bulmasaydım nerede yapabilecektim stajlarımı bir düşünelim. Aklıma gelen ilk örneği vereceğim: Beyazıt Halk Kütüphanesi...
Şimdi bir başka soru: Burada staj yapmak öğrenciye -yine- kariyer anlamında ne verecektir? Lütfen bu sorumu (diğer sorularımda birlikte) elinizi vicdanınıza koyarak cevaplayınız.
Bence koca bir hiç! Nereden mi biliyorum? Çünkü okurken oraya gitmişliğim olmakla birlikte, bölüm arkadaşlarımın çoğu orada staj (!!) yapmıştı. güya... (Bu arada şaka gibi, halk kütüphaneleri muhteşem yerler olması gerekirken, kir pas ve düzensizlik abideleridir. İşin ilginç tarafı üniversite 3. sınıfta Halk Kütüphaneleri dersimiz de vardı, yani olması gerekeni ve olmayanı görüyorduk!)

İşte en az 2 stajı bu şekilde heba olup gidiyorken bu öğrencilerin, son bir stajla ne kadar kariyer oluşturabilirse kendine, şanslı artık.

İşte benim stajyer alma isteğim burada devreye giriyor. Bilgi Belge Yönetimi öğrencileri, yok Beyazıt Halk Kütüphanesi derken yok İÜ Merkez Kütüphanesi derken, iş yaşamının ne olduğunu, bu iş yaşamının nerelerinden ne şekillerde var olabileceklerini göremiyorlar. Zaten onlara okullarda gösteren yok, bir de bu tip yerler bu öğrencileri iyice karamsarlığa itiyor.
Ben yanıma aldığım stajyerlerde çok çok mükemmel bir eğitim veriyor muyum? Objektik olamam, eksiklerim kesinlikle vardır, ama elimden geldiğince, evet, veriyorum. İstiyorum ki bu çocuklar, 3 veya 4. sınıfa geldiklerinde hala "Biz buradan mezun olunca ne olacağız?" diye düşünmesinler, bilsinler ki herkese eğer kendilerini iyi yetiştirirlerse heryerde yer var. Yani onlar illa ki o yukarıda bahsettiğimiz "kütüphanelere" mecbur kalmıyorlar. Dışarıda bir hayat var. Koca bir hayat. Okulun onlara yeterli eğim vermemesi tabi öğrencinin iyi yerlere gelmemesi için yüzde yüz bir bahane sayılmaz, bu kişi ile de ilgilidir ancak bunu başlatacak olan eğitimcilerdir.

Ben Bilgi Belge Sorumlusu olarak, bu meslekte "Referans Kütüphaneciliği"nde yani araştırmada, yönlendirme alanında uzmanlaştım. Özellikle son 2.5 senedir bu iş çok daha aktif olarak yapıyorum. Uzmanlık alanlarım ekonomi ve sektörler oldu. Projelerde Müşteri Temsilcileri ve hatta müşterilere doğrudan detaylı bilgi sağlıyorum. Bazen üzerinde uzun uzun çalışıyoruz. Bu çok zevkli bir iş, hareketli, üreticiliği bol ve sosyal. Bir de bir güzel tarafı var ki, o da şudur: Kendine güveni sağlaması. Herhangi bir konuda, birşeyi biliyor olmak, bildiğinizden emin olmak çok güzeldir. Bir de bunun mesleğiniz olduğunu düşünün! İşte o zaman siz, sadece kitap bekleyen, agresif, sıkıcı kütüphaneci kimliğinizden sıyrılıyor ve düşünen, üreten, bilen, okuyan, anlayan, eleştiren ve eleştirilebilen bir "ARAŞTIRMA UZMANI" oluyorsunuz. Ve siz kendinizi nasıl hisseder, bilirseniz, karşınızdakiler de size o ölçüde saygı ve sevgi duyuyorlar, güveniyorlar. Söz hakkınız doğuyor toplumun çeşitli yerlerinde, iş yerinizde, arkadaşlarınız arasında, meslektaşlarınız arasında. İşte ben stajyerlerime kendilerini güvende hissetmelerini öğretiyorum önce. Dik durmayı, sormaktan ve yanlış yapmaktan korkmamayı. Mesleklerini söylerken ezilip büzülmemeyi, gurur duymayı belki. Birşeyi bilmenin hafifliğini ve o tatmin eden ağırlığını. Sonra araştırmayı öğretiyorum. Ekonomiyi, perakende sektörünü, sağlık sektörünü vs. sonra da bilgisayar teknolojilerini;Visual Studio'yu, HTML'i, vs.

Stajyerlerimin hepsinde ilk önce görüyorum ki, gerçekten sormaktan korkan, düşünmekten korkan, mesleğinden utanan, ne yapacağını bilemeyen, okulda okuduğu derslerden kafası karışmış, canı sıkılmış, anlamamış, bıkmış bireyler yetiştiriyor bu üniversiteler.
Ama azıcık üzerine eğildiğinizde de hemen çiçek açıyor bu ezilmiş, büzülmüş çiçekler..Çünkü yönlendirilmeye ihtiyaçları var bu çocukların.

Belki hayatlarının geri kalanında yine bir başka meslek seçecekler belki yine gidip halk kütüphanelerinde çalışacaklar ama farkları kendilerine güvenleri olacak, kendilerini oralara "mecbur", "sıkışmış" hissetmeyecekler. Sadece istedikleri için oralarda olacaklar. İşte bu, onları diğerlerinden farklı kılacak.

İsterim ki; İstanbul, Marmara, Hacettepe, Ankara üniversiteleri bu yazdıklarıma ve daha nice yazılabileceklere kızmasın, kişisel almasın. Bu sorun hepimizin, bu mesleği yapan herkesin sorunudur. Yukarıda yazdıklarımı destekleyecek ego savaşları çıkmasın ve biz, büyük yerel veya uluslararası şirketlerde, üniversitelerde, okullarda çalışan, mesleklerinde farklı vizyonlar edinmiş, uzmanlaşmış Bilgi Profesyonellerini (bu lafta Mesut Yalvaç'ı anmadan edemeyeceğim) bu meslekte yetişen daha nice öğrenciyi yüreklendirmek, onların yolunu açmak üzere okullarına, derslerine davet etsin, konuşmalar düzenlesin. Umut versin...

Bu mesleğe bu mesleği yapanlar emek vermezse, ne böyle bir itinayı Eğitim Bakanlığı'ndan ne de başka bir kamu/özel kurumdan beklemeye hakkımız var. Kütüphaneler bir toplumun önemli damarlarıdan biridir. Avrupa ve/veya Amerikan filmelerin de dahi gördüğümüz kütüphaneler, bizim ülkemizde sadece ilkokullarda, sınıfımızda duran (hatta kilitli duran) küçük kitaplıklar gibi olmasın. Bununla yetinmeyelim. Biz söz vardır, herkes kendi kapısının önünü süpürse, tertemiz sokaklar, tertemiz şehirler, tertemiz ülkeler ve nihayetinde tertemiz bir dünya olur. (ütopik gibi duruyor ama bunu ütopik yapan yine insanın kendi çarpık beynidir ne yazık ki)

Ya da hiçbir şey yapmayalım ve bu bölümleri kapatalım, ne bu kadar öğrenci eziyet çeksin, işsiz kalsın, zaman öldürsün ne de kendimize güldürelim el alemi.

Her şeyin bir gün güzel olması dileğiyle..
Gökçe

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu


Yorum yaz!

5/11/2008 - yazınız hakkında

Yazan isimsiz
Bölümde ders veren kapasiteleri oranında ders veriyorlar.
Bağlantı Düzenle Sil

17/8/2008 - bencede

Yazan burak
Çok çok haklısınız ben de bu yıl marmara üniversitesi bilgi ve belge yönetimi bölümüne yerleştim.Araştırdım bu bölümü ve verilen derslerine baktım gerçekten sizin dediğiniz gibi geleceğe yönelik bizim gelişmemiz için iyi olabilecek dersler hiç yok.ve hazırlığın olmaması da kötü bence çünkü artık ingilizce egitimi olmadan hiç bir yerde iş vermiyorlar sana yani onu ana dilin gibi bileceksin bir de.inşallah sizi ve bizim gibileri duyan olur ve bunlara çözüm bulurlar.Sizinle görüşme imkanımız olsaydı keşke burak_1892@hotmail.com


Bağlantı Düzenle Sil

30/6/2008 - anlamlı

Yazan kübra
merhabalar,yazdıklarınızı heyecanle okudum.bende istanbul üniversitesi 2sınıfa geçtim.yani henüz belli değil notlar ama umud ediyorum ki geçtim:)stajyer olarak nerede nasıl çalışacağımı bilmiyorum bir çok idealim var bunların ne kadarını nasıl gerçekleştirim bunuda bilmiyorum.anlayacağınız kafamda bir çok soru işareti var kpssye girmek hiç istemiyorum ama şansımı deneyeceğim tabiki:)bir bilgi uzmanı olma yolunda ilerlemeye çalışyorum..sizinle görüşmek isterim..teşekkürler
Bağlantı Düzenle Sil

1/4/2008 - haklisin

Yazan isimsiz
Gokcecigim cok guzel yazmissin sunu: "gerçekten sormaktan korkan, düşünmekten korkan, mesleğinden utanan, ne yapacağını bilemeyen, okulda okuduğu derslerden kafası karışmış, canı sıkılmış, anlamamış, bıkmış bireyler yetiştiriyor bu üniversiteler."
Ama bence bu universitelerin degil lise egitimimizin genel problemi. Universitelerin buyuk kismi da bunu degistirmek icin bir sey yapmiyorlar. Ogrenciler geldikleri gibi cikiyor sistemden, cok fena.
gaye

1 yorum:

Adsız dedi ki...

yazınızı bundan nerdeyse bir sene önce yazmışsınız ama ben şu anda okudum ve bölümüm hakkında acabalarıma, endişelerime, sıkıntılarıma bu kadar güzel değinen birine daha rastlamadım. her cümleinzi okuduktan sonra "gerçekten öyle, ne kadarda haklı" demekten kendimi alamadım.. henüz ikinci sınıftayım ve sizinde deiğiniz gibi bizlerin yönlendirilmeye o akdar çok ihtiyacı var ki.. mesela işlekme iktisat gibi bölümlerin konferansları, kariyer günleri, seminerleri oluyorken bizim neden yok(yine sizin dediğiniz gibi).. önümü göremiyorum açıkçası ve bunun sebebi sadece ekonomik krizin olması değil bölümün belirsizliği, eğitim verilen teknik ve pratik bilgilerin yetersizliği.. 4. sınıfın sonuna geldiğimde bomboş mezun olmamak ve kendimi biraz olsun geliştirebilmek için staj araştırması yaparken bu yazıya rastladım ve çok da iyi oldu.. mümkünse sizinle ietişime geçmek isterim.. ceren.dincer89@gmail.com mail adresim.. bu konuda çok doluyum :) sizin gibi kendini geliştirebilmiş biriyle konuşmak bana çok fayda sağlayacaktır. ulaşırsanız sevinirim.. ceren