8 Şubat 2009 Pazar

Pazar sabahı Einstein, beyin ve New Scientist

İnsan beyni hep ilgi çeken ve çözümlenmeye çalışılan en büyük şey olmuştur. (benim için de öyle)
Bu amaç uğruna Einstein'in beyni de ölümünden hemen sonra incelenmeye alınmış ve bu adamı "dahi" yapanın ne olduğu anlaşılmaya çalışılmış. en son 1996 yılında yapılan araştırmalar ve inceleme yapılan üniversitenin beyin bankasındaki beyinlerle yapılan karşılaştırmalar sonucu anlaşılmış ki,
1. Einstein'de beynin çalışmasını sağlayan (ismini şu an hatırlayamadığım) bir maddeden daha çok bulunuyor,
2. Beyninin alt parietal bölgesi normal bir beyinden %l 5 oranında daha geniş (bunun sebebi ise Slyvian yarığı denilen yarığın Einstein'de daha farklı gelişmiş olması) Buna bağlı olarak da nöronlar ve beyin hücreleri birbirleriyle daha iyi bağlantı kuruyorlar, ayrıca uzay mekan bağlantısı da daha iyi yapılıyor. Bu da bize Einstein'in nasıl bir matematik ve fizik dahisi olduğunu çok iyi açıklıyor.
3. Einstein'in beyni başka insan beyinleriyle karşılaştırıldığında yüzde 12 daha hafif.

Einstein, kelimelerin ifade etmekte çok da faydası olmadığını savunmuştur çünkü kendisinin görsel bir beyni vardı ve simgelerle karşılanmayan şeyleri çok da fonksiyonel bulmuyordu.

şimdi...
yok Einstein'in beyni, yok simgesel olmayan şeylerin gerçekliğinden şüphe duyulması derken, Yale Üniversitesi New Scientist dergisinde açıklanan bir araştırmadan da bahsetmekte fayda var.

Dergide anlatılan araştırmaya göre, insanların beyni "neden-sonuç" ilişkisi içinde çalışmaya ve "bir şeye" inanmaya programlanmış!
Gazetede okuduğum habere göre:
"
Beyin, "beyin ile ruhun" birbirinden ayrı olduğunu düşünmek için programlı.. Bu da "hayali arkadaşlar" edinmeye veya "tanrıya ve dinlere inanmamıza" neden oluyor..Araştırmaya göre, hiçbir din eğitimi almamış 6-7 yaşında çocuklar bile dünyadaki herşeyin bir nedeni olduğuna inanıyor. Taşların, nehirlerin veya kuşların yaratılmasının bir nedeni olduğunu düşünüyor.Darwinci uzmanlara göre bunun nedeni de yine "doğal seleksiyonda" saklı. İnsanlar tarih boyunca belirli bir tanrı inancına sahip oldu. Bu inanca sahip olan atalarımız da, kendi inançlarına inanan insanlarla bir araya gelerek grup kuruyordu. Böylece avlanmak, beslenmek ve korunmak daha kolay oluyordu. Yani inanmak hayatta kalma olasılığını artırıyordu. Böylece "inanmaya ihtiyaç duymak veya inanmak" genlerimize işlemiş ya da içgüdüsel olabiliyor."


yukarıdaki iki bilginin farklılıkları var.
işte insaoğlu da zaten "simgesel olarak ispatlanamayan, yoktur" ya da "genlerimde hissediyorum, görmüyorum ama inanıyorum" diyen iki insan türünün arasında kalmış. :)

ve...

dini, Tanrı'yı, maneviyatı, iyi insan değerlerini paraya, mala mülke tercih eden bir dünya anlayışı ile karşı karşıya isek o zaman genlerimizde de çok ciddi deformasyonlar var demektir.
bir de bunun araştırılması gerekiyor..

bir pazar sabahın yedisinde kalkıp, bunları neden yazdım, nereden aklıma geldiler bilmiyorum...
şimdi yatağıma dönüp genlerimi anlamaya çalışacağım :))
"uyuyamama geni"nden şüphelenmekteyim.. :))

hıımm unutmadan: Einstein'in hayatını merak edenlere aşağıdaki ilk kitabı ve Tanrı, beyin, tercihler, kuantum fiziği gibi konularda farklı bir bakış açısı vereceğine inandığım aşağıdaki ikinci kitabı tavsiye ederim :
"Bilim dünyasından bir hayat: Einstein-Biyografi"-- Michael White/John Gribbin -- İnkilap Kitapevi
--
"What the bleep do we know? / Ne .. biliyoruz ki!?" -- İnkilap Kitapevi

günaydııınn!

Hiç yorum yok: