12 Şubat 2009 Perşembe

terelelli ve 2 kitap :))

günümüzün 8 saatinin ofis denilen deney laboratuvarında geçtiğini ve akşam eve gittiğimizde hobilerimiz, gezmelerimiz, dostlarımız, ailelerimiz ve diğer tüm sevdiklerimiz için ne kadar kısa zamanımız kaldığını farkedersek, yaşamımızı o kadar "doldurmak" adına çabalarız...


çabalamak bir süre sonra olduğu yerde insanın patinaj çekmesine de sebep olabiliyor tabi. şayet ben biraz o gruptanım.. :)



bahar için çok güzel bir gezme planı yaptık sevgilimle yurtdışı için veee kriz geldi! :)


herkesi bir karamsalıktı götürüyor, işten çıkarmalar başladı, zam yok, müşteriler ya dönmüyor ya da dönen kısarak dönüyor vs. tüm karartısıyla dikilince karşımıza, vazgeçtik. daha doğrusu erteledik..


sonra hadi yurtdışına çıkmayalım ne olacağımız belli değil dedik, bu sefer yine baharda yurtiçinde bir gezi yapalım dedik, oturduk az çok düşündük nereler gitsek diye, bu sefer benim şirket içinde- ne yazık ki -dahil olduğum koca bir proje çıktı karşımıza. bitinceye kadar yol yok bize..derken yine vazgeçtik, daha doğrusu yine erteledik.. :)



e napalım şimdi?


enerjimiz kalmıyor sevdiklerimizle adam gibi görüşmeye, trafiğe gözükara girip sağı solu gezmeye..

hatta geçen gün sevgili börülcem ;) bile sitem etmiş sevgilime, aramıyorsunuz hiç diye... :))
börülcem severim seni... :)


işte bu ahval ve şerait içinde dahi yegane vazifemiz Türk İstiklal ve Cumhuriyetini kurtarmak olmakla birlikte, bünyemizin ve sistemimizin de doğru çalışmasını sağlamaktır! Muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda ve kitaplarda mevcuttur!

diye bağlamak istiyorum..


sonuç itibariyle, bu yetersiz beslenme düzeninde en büyük eğlencemiz,


1. İZ TV ile yurdu köşe bucak koltuk rahatlığında gezmek


2. bilge insanlarla söyleşiyormuş tadında kitaplar okumak, başka yaşanmışlıkların tadına bakmak...
ilkini mümkün mertebe yapıyoruz zaten..hatta en son Kars-Sarıkamış'ı gezdik tvmizle.. ;)



ikincisini ise uyumadan önce, iş dönüşü akşam yemeklerinden sonra, en az 1 saat en fazla "göz kapanması"na kadar gerçekleştirebiliyorum...


bazen haftasonu eklerinin hepsini biriktiriyorum, bir akşam önüme yığıp teker teker onları "yaşıyorum"...

en son okuduğum 2 kitaptı aslında paylaşmak istediklerim yazımın başında, konu nereye geldi..
:)) gevezeyim geveze... :))

tabi bu sızlanmalarımı duyan,
karnı aç olan, hastası olan, evi olmayan karşıma dikilip de demez mi
"senin derdin dert mi benim derdim yanında"...?
der..
der de..

neyse...

ilk kitap:
Dünyanın kalbine dokunan kütüphane kedisi: Dewey
bir vicki myron kitabı.

Bir canlıyı, bir kedi yavrusunu sevmenin, sevmeden de önce dondurucu soğuk altında bulunduktan sonra yaşamasına katkıda bulunmanın aslında daha sonra bir çok insanı nasıl da sevgi seline kattığına, aralarından ayrıldığında, insan-hayvan diye düşünmeksizin "can"a dokunduğuna, okumanın gayet eğlenceli kılınabileceğine, hem de bunun bizim gibi dili olmadığını bildiğimiz bir canlı tarafından gerçekletirilebileceğine, küçücük bir kalp atışının kendine çektiği diğer her kalp atışıyla kocaman bir şarkı olup dünyayı sardığına çok ama çok güzel bir örnek...

okurken arada bir gözleriniz yaşaracak...kah çevrenizde her zaman tanık olamadığınız o duyarlılığı ve duyguyu gördüğünüz için kah hüznü hissettiğiniz için..hayat ikisinin toplamıysa, bu kitapta Dewey'in ve onu bulup, büyüten ve onunla yaşayanların hayatı işte..

ben popüler şeyleri sevmem, hep popüleritesi geçtikten sonra elime alırım ama bu kitaba dayanamadım.. :)

ee hem hayvan hem de sevgi hem kütüphane ortamı, daha ne olsun! :)








ikinci kitap:
Ozan Beedle'in hikayeleri
Harry Potter'ın yazarı J.K. Rowling kitabı.

kitap kapağında yazdığı gibi bir "children's high level group" kitabı.. :)

fantezi kitaplar okumaktan hoşlanan herkes kütüphanesinde mutlaka bir yer ayırmıştır bu kitaba.."children's high level" falan diye takılmıyorsunuz yani :))

küçük büyücüler ve cadılar için yazılmış bir hikaye kitabı. :)
5 hikaye var kitapta.

ben en çok "iyi kader çeşmesi"ni sevdim...

serviste giderken, otobüste yolculuk ederken yanınızda sizi kolunuzdan tutup, yürüyen kazanların, sihirli değneklerin, büyülü sözlerin olduğu bir dünyaya çeken bir şeyin olması çok hoş...



1-2 saatte bitirebileceğiniz bir ufacık kitap ama içinden çıkmak istemeyeceğiniz kocaman bir dünya...!

iyi kader çeşmesi isimli hikayenin beni etkilemesinin sırrı ilk 2 paragrafta gizli... ;))



"Bir tepenin üstünde büyülü bir bahçede, yüksek duvarlarla çevrili ve güçlü büyülerle korunan İyi Kader Çeşmesi akarmış.

Yılda bir kez, en uzun gündegündoğumuyla günbatımı arasındaki saatlerde, tek bir talihsiz kişiye büyük mücadeleler verip çeşmeye ulaşma, onun sularında yıkanma ve ebediyyen İyi Kader sahibi olma fırsatı verilirmiş.
..."




bu yazımı sonuna kadar okuyanları da ayrıca tebrik ediyorum :)))

2 yorum:

sinem dedi ki...

Gokce ablacıgım cok haklısın.Çalısmak demek 8 saatının kafadan gıtmesı demek.Bos kaldıgın zamanlarda bıle calısıyo gıbı yapmak ta en kotusu:)Eve gelıncede yemek,sohbet derken saat 10 oluyo.O saatten sonra da cok yorgun degılsen kıtap ,flım ,yada ders calsııyosun ve yatma vaktı gelıyo..:) keske bız ınsanların uyuma gıbı bır gereksınımı olmasaydı ne guzel olurdu:)Evet bıraz abarttım galıba:):)
Opuyorum sızı..Sinem Topal

Gamze Şener dedi ki...

Tebriğiniz için teşekkürler,benim için zevkti,yazı güzel oldukça samimi de ben en çok İz Tv kısmında keyiflendim,Çünkü bizde sevgili eşimle sayesinde sık sık seyahate çıktığımız izlerkende burayada gidelim bak burayıda unutmayalım diye zihnimizin bir kenarına notlar düştüğümüz bizim gibi bütçesi uysa zamanı olmayan,zamanı olsa bütçesi tutmayan yada hem zamanı hem bütçesi olduğunda da izinleri tutmayan tipler için Yaşasın İz TV...