22 Nisan 2009 Çarşamba

2 film: the bucket list / music within

haftasonu filmleri geçen saatler...
tatillerde en sevdiğim anlardan..
bu haftasonunu yine 2 film ile kapattık :)

ilki:

the bucket list - Türkçe'ye "Şimdi ya da Asla" şeklinde çevrilmiş, alakasız olmuş.
oyuncuları çok özel: Jack Nicholson ve muhteşem Morgan Freeman

filmin kısaca konusu:
milyoner bir adam olan Edward (Jack N.) ile araba tamircisi olan Carter'ın (Morgan Freeman) yollarının kanser yüzünden hastanede aynı odayı paylaşmaları ile kesişir. birbirlerini tanıdıkça farkederler ki kendileriyle hesaplaşıp, hayatlarının geri kalanında yapmak istedikleri her şeyi yaparak geçirmek istiyorlar. bunun için de yapmak istedikleri her şeyin bir listesini yaparak, hastaneyi terkediyorlar ve araba-uçak ile dünyayı gezmeye başlıyorlar. bu yolculuklar sırasında birbirleriyle çok iyi dost oldukları gibi, kendileriyle barışma sürecinde de birbirlerini etkiliyorlar.


Bu iki sevimli, ihtiyar, müthiş oyuncuyu aynı filmde izlemek benim için çok büyük bir zevkti, şayet film ile ilgili nacizane yorumum; bir pazar günü öğleden sonrası için güzel bir film olmaktan daha ileri değil şeklinde..
olsun.
pazar günü öğlenden sonraları da önemli, değil mi? ;)

ikinci film

music within - Türkçe'ye "içimdeki müzik" şeklinde çevrilmiş, e çok da yanlış olmamış ;)

gerçek bir hayat hikayesi anlatılan filmde, ron livinston, michael sheen ve melissa george rol almış. özellikle ron l. ve michael s.'ın oyunculukları filmi çok iyi taşımış. hatta süper!

film konusunu bu siteden aldım, gayet hoş özetlemişler.
Savaşta yaralanıp, duyma yetisini kaybeden Vietnam gazisi Richard Pimentel' in (Ron L.) gerçek öyküsü .. Savaş sonrası ülkesine dönen Richard, kendini bambaşka bir mücadele içinde bulur. Bu, Amerika'daki engelli kişilerin, sosyal haklarını alması için elde edilmiş büyük başarıların öyküsüdür.

bu filmde engelli kişi rolünde michael s. vardı. izlerken "bu kadar mı kaptırılır role de gerçek gibi durur" şeklinde izlediğim kişi...
film en az forrest gump gibi, rain man gibi bi etki bırakıyor üzerinizde...
90'lı (Bush'lu yıllar ve kendisinin ülkesi insanları tarafından seçilerek başa geldikten sonra yaptığı en hayırlı şey sanırım engelli kişilerin işe alınmalarını-insan olduklarının kabul edilmesi yani-sağlayan tasarıyı hayata geçirmek olmuş!) yıllara kadar engelli kişilerin nasıl hor görüldüğünü, hatta çevrede "estetiğe uymadıkları ve huzuru bozdukları" gerekçesiyle dışarı çıkmalarının, kamu alanlarında dolaşmalarının suç teşkil ettiğini büyük bir tepkisellikle ve açık kalan ağınızla izliyor, üzülüyorsunuz..

21. yy'da, artık bu konuya insani çözüm getirilmiş belki ama onların yerine başka "modern zaman insanlık dışı" davranışlara ağzımız açık kalıyor ve sanırım insan denilen iki ayaklı hayvanın, gerçekten "hayvan" olmayı öğrenmedikçe kendisini aşağılaması da hiç bitmeyecek!

Hiç yorum yok: