24 Temmuz 2009 Cuma

yuva

bende yörük kanı var...
tutkunum doğaya...o mükemmel döngüye...tutkunum kendi kendini yenileyebilme gücüne
dahası affedebilme gücüne...

hep ezik hissetmişimdir kendimi bir ağaca, bir kuşa, bir foka karşı...
ne zaman TV'de bir ağaç kesilirken görsem ya da cayır cayır yanan ormanları
gözlerimi kaparım...bakamam..

bilirim, hepsinin bizden farksız canı vardır.
saygı duyarım, gözlerime bakan köpekler bile anlarlar...
üzülürüm yaşama haklarının çoğunu ellerinden aldığımız için,
uyumlu olmadığımız için.
oysa ki hakir görülür hayvan "beyinsiz" diye, değil mi?

e işte insanoğlu canlısının var da, hayra kullanmadıktan sonra ben neyleyim?

bilir misiniz?
bir ağacın yanına baltayla giderseniz, titreşimleri farklılaşırmış.
anlarmış öleceğini yani.
denemişler bilim adamları, ölçmüşler.

sanır mıyız ki; ağacın, otun sesi çıkmıyor diye, canı da yok....
bir çiçeğe ne zaman güzel konuşsak, sevsek, tomurcuklarıyla cevap vermez mi bize?

emoto'nun araştırmasına göre de artık biliyoruz ki, suyun da "canı" var. ona ne söylersek, nasıl davranırsak, bize aynen geri dönüyor.
vücudumuzun 3/4'ünün su olduğunu düşünürsek....
bizim kültürümüzde ise suya dua okumak vardır, boşu boşuna değil ya...

suyu içmeden önce ona güzel şeyler söylemek gerek...

yemek atmayı sevmem,
kağıt atmayı sevmem,
bir gıdım bile olsa, çocukluğumdan beri suyu boşuna akıtmayı sevmem,
karanlıktan hoşlanmam ama çok aydınlıktan da hoşlanmam.
belki de alışverişten ve makyajdan da çok hoşlanmayışımın nedeni bu huylarımdır.
sadeliği severim ben
kendi içimde huzursuz da olsam, dengeyi severim aslında.
"olduğu gibi görünmeyi ya da göründüğü gibi olmayı" severim en çok ama...

eskiden biriktirme huyum vardı, korkaklığın bi türü işte..
artık vermeye de daha çok dikkat ediyorum.
evrenin döngüsü bu: vericen-alıcan...

işte böyle...
çok üzülüyorum ben çok...



dün gece, 5 haziran'da tüm dünya ile aynı ayda gösterime giren HOME belgeseli CNBCE tarafından tekrar gösterildi. (bu da youtube'dan)
belgeselin ana sayfası ise burası. bu sayfadan o muhteşem müziklerinin bazıları dinlenebilir.
bu sayfa ise dünya değimiz "evimize" yardım etmek isteyenleri bir araya getiriyor.

belgeselin sonundaki rakamları ise dikkate almakta, üzerine düşünmekte fayda var:

- Dünya nüfusunun yüzde yirmisi, gezegenin kaynaklarının yüzde seksenini kullanıyor. GEO4, UNEP (United Nations Environment Programme) 2007

- Dünya’da, gelişmekte olan ülkelere edilen yardımın 12 katı, askeri giderlere harcanıyor. SIPRI Yıllığı, 2008 (Stockholm International Peace Research Institute) OECD, 2008 (Organization for Economic Cooperation and Development)

- Bir günde 5000 insan kirli içme suyu yüzünden ölüyor. Bir milyar insan temiz içme suyuna ulaşamıyor. UNDP, 2006 (United Nations Development Programme)

- Bir milyara yakın sayıda insan açlık sınırında. FAO, 2008 (Food and Agriculture Organization of the United Nations)

- Dünya’da yapılan tahıl ticaretinin yüzde ellisi hayvan besini ya da biyolojik yakıtlar için gerçekleştiriliyor. Worldwatch Institute, 2007 - FAO, 2008

- Ekilebilir arazilerin yüzde 40’ı, uzun süreli zarar görmüş durumda. UNEP (United Nations Environment Programme), ISRIC World Soil Information

- Her yıl, 13 milyon hektar orman yok oluyor. FAO, 2005

- Dört memeliden biri, sekiz kuştan biri ve hem karada hem suda yaşayabilen her üç canlıdan biri soyunun tükenmesi tehditi altında. Canlı türleri doğal oranlarının 1000 katı hızlı bir şekilde ölüyor. IUCN, 2008 (International Union for Conservation of Nature) XVI International Botanical Congress, Saint-Louis, USA, 199
http://www.eurekalert.org/pub_releases/1999-08/XIBC-Wbbe-020899.php Uluslararası Kongre « Biyolojik Çeşitlilik : Bilim ve yönetim » Unesco, Paris, Fransa, 2005

- Balık avlama alanlarının dörtte üçü, tükenmiş durumda. Bu bölgelerdeki balıklar ya tükenmiş ya da tehlikeli boyutta azalmış oranda. Kaynak: UN (
http://www.un.org/apps/newsFr/storyF.asp?NewsID=13755&Cr=FAO&Cr1/ )

- Son 15 yılın ortalama sıcaklıkları bu güne kadar kaydedilen en yüksek sıcaklıklar. NASA GISS data http://data.giss.nasa.gov/gistemp/graphs/Fig.A.txt
http://data.giss.nasa.gov/gistemp/graphs/Fig.A2.txt

- Kıta buzulu, 40 yıl öncekinden yüzde 40 daha ince. NSIDC, National Snow and Ice Data Center, 2004 2050 yılında en az 200 milyon iklim mülteicis olabilir. The Stern Review: the Economics of Climate Change, Part II, Chapter 3, page 77
http://www.hm-treasury.gov.uk/d/Part_II_Introduction_group.pdf

ezikliğim bin kat arttı.
ağlaya ağlaya izledim.

hala affedebilme gücü çok kuvvetli olsa da, ayakta durma gücü tükenen bir gezegende yaşıyoruz.
hızla kendi kendimizi sonunu hazırlıyoruz.
bu mucize dediğimiz yaşama, dünyanın sınırsız sandığımız kaynaklarına, bizimle aynı haklara sahip tüm diğer canlılara karşı nasıl oluyor da bu kadar gaddar, bencil, umursamaz oluyoruz?
bunu anlamam mümkün olmadığı gibi anlamak da istemiyorum!

acı çekiyorum...

bu belgesel 3 yıl gibi uzun bir sürede, toplam 50'den fazla ülkenin görüntüleriyle oluşturulmuş. yönetmeni Yann Arthus-Bertrand. seslendirmeyi ise Glenn Close yapmış.
müzikleri muhteşem! muhteşem! muhteşem!
bi sitede müzikler hakkında şöyle bilgi verilmiş:

"...Armand Amar, Budapeşte Senfoni Orkestrası ve Şangay Perküsyon Topluluğu’yla kayıtlar yapmak için pek çok yolculuk yaptı. Başarılı müzik çalışmasında farklı kıtalardan ilahiler ve enstrümanlar kullandı...."
görüntüler ve verilen bilgiler öyle sarsıyor ki insanı, müzikle de dağılmamak mümkün değil.

zaten gelmişim anamın kucağından istanbul ellerine yeniden
kopmuşum denizimden, denizimin tuzundan
akşamları birlikte yollarda koşturduğumuz adı Poyraz, kendi poyraz köpecikten
kapımıza yavrularına götürmek için yemek almaya gelen anne kediden
dalında yeşil domatesten, biberden
pembe, beyaz, sarı ipek çiçeğinden
sardunyamdan, çamımdan, ortancamdan
miss gibi kokan rüzgarından
kıpkırmızı, tadı -kokusu "gerçek" olan domateslerden....

ağlarım ve sorarım: neden geldim istanbul'a??

Hiç yorum yok: