6 Eylül 2009 Pazar

amazon'dan dönüş


*8 metrekarelik bir odaya dağları, tepeleri, otları doldurabileceğimize inandık...
*sabah 7'de gözümüzü açtığımız anda, penceremizin kenarındaki koca ağaçta dalda dala atlayan bir sincapla karşılaştık...
*daha gün aymadan, banyoda iki küçük yeşil dere kurbağasıyla gözgöze gelip, orada kapalı kalırsa ölecekler diye endişelendik ve onları doğaya kavuşturacağız diye uyku tutmadı...
*bir tavuğun masadan koca bir et parçası kapıp, bi köşede sessizce yediğine şahit olduk...
*bir horozun adının ELVIS olduğunu duyunca önce gülüp ama şaşırmayıp, horozu gördükten sonra "ölümden sonra hayat" konusuna kafayı taktık bir süre... :)
*saat alarmıyla değil de iki horozun aşık atışması gibi birbirleriyle haberleşmeleriyle günlere başladık...
*güneşin doğuşunun bir bebeğin doğuşu gibi çok muhteşem bir şey olduğuna inandığımızdan, uzun süreler boyunca dağların arkasından yükselerek, bir gelin kız edasıyla yüzünü göstermesini bekledik...
*yaşadığımız ülkenin insan eli değmemiş, ücra bir köşesinde, bir tepeye çıkıp, dolunayı kendimize masa lambası yapıp, sevgimizin kollarında, daha şarabımızı içmeden, kırmızısında sarhoş olduk...
*rüzgarın ve dalganın seslerini, birbirlerine karışmalarını saatlerce dinleyip, bu seslerde uyuduk...
*tamamen unutulmuş bir koyda, ayna gibi bir suda, balık sürülerini rahatsız etmeden, sessiz sedasız onları izlerken, sürüden birinin yanağıma diğerinin ise parmağımın ucuna dokunacak kadar cesaretli olduklarına şahit oldum...
*tek koşuşturmanın, tek telaşın bir kertenkelenin saklanma çabası olduğu bir patikadan denize ulaşınca gözlerimiz doldu...
*dolunayda, çam ağaçlarının kokusunda, deniz köpüğünde, üstümüze bi battaniye alıp, tüm vücudumuz, beynimiz oksijenden pelte gibi olmuşken "Finding Neverland"i izleyip, normalde hiç ağlamayacakken, o sefer -oradaki gerçekliğe mi filme mi bilmeden- ağladık...
* burnumuz havada çamları koklaya koklaya dolanırken, bizim gibi akşam yürüyüşüne çıkmış ufak bir kaplumbağa ile selamlaşarak yolumuza devam ettik...
* bir kediyle sabah kahvaltımızı, bir yavru köpekle ise oyunu paylaşmanın hayatı en iyi devam ettirme şekli olduğuna daha bir kesin karar verdik...
* sırtımızdaki çantayı kendimize yuva yapıp, kalktığımız yerden başka diyarlara serilmenin hayaliyle yanıp tutuştuk...
***
aklımız çamların iğne yapraklarına takılı hala...
yüzümüzde aptalca ama tertemiz bir gülümseme...
tuzlu su; bünyemizi yeniledi, iyileştirdi ve toprak; vücudumuza zarar veren tüm elektriği sevgiyle aldı ve bize umut verdi...
şimdi kaldığımız yerden devam etme zamanı.
ama
daha güçlü
daha umut dolu
daha sessiz...

hayallerimize yakışırcasına, saygıyla...

4 yorum:

nilo dedi ki...

Hoşgeldin Gökçekız. Bu tatil sizi çook iyi gelmiş tatlı çift, özlenmeye başlamıştınız artık...

lunawar dedi ki...

GökçeKız'ım.. Güneş dağların ardından yükselmiyo, aslında dünya döndüğü için öyleymiş gibi gözüküyo.. yani ne bilim.. geldin ya işte:))

biberli dedi ki...

luna'cım, sana cevabı amazon'daki dağlar versin, ben bişicik demiyeceğim daha fazla. ha bi de şunu diim içimde kalmasın; artist misin kızıım? :))

nilo'cum, ben de özledim sizi, vala siz de olmasanız dönülmez hocam buralara. :)

Adsız dedi ki...

Öyle güzel betimlemeler yapmışsın ki, doyamadım okumaya bi daha anlatsana :-) hoşgeldin kuzum..

Tülay