23 Aralık 2009 Çarşamba

kitap: hipnozcu



ödevlerle boğuşurken, kitap okuyabilcek zamanım yokken, göz kapaklarımın uykuyu yenebildiği ender zamanlarda, otobüslerde tek tek sayfalar ve satırlar halinde okunmuş önemli kitaplardan biridir "Hipnozcu"...hani "dar alanda kısa paslaşmalar" gibi...

30 yaşında yeniden öğrencilik döneminde bana iyi gelen iki kitap vardı: biri "hipnozcu", diğeri ise "aşk"..."aşk"tan daha sonra bahsedeceğim ama, o "aşk"ın önce iyice bir olgunlaşması gerek, sözcüklere dökmek için...

hipnozcu klasik bir Richard Bach kitabı diyeceğim...kötü bir şey demiyorum. demek istediğim; uçaklar, gözyüzü, gitmeler, varmalar, düşünceler, düşünceler...ve en güzeli varmalarla beraber gelen yeni keşfedişler, farketmeler...

hem içte hem dışta yolculuk..çok imreniyorum...

kitapta "... yoksa yanılsamalarla dolu bir dünyada mı yaşıyoruz?" ve "peki bir gün bu yanılsamaları gerçeklik olarak kabul etmekten vazgeçersek ne olur?" sorularına yanıt arıyor Jamie Forbes (kitaptaki kahramanımız)

Jamie Forbes'un içsel yolculuğunda çok önemli dönemeçler çıkıyor karşısına...işte bazıları:

* hipnoz dediğimiz şey, kimsenin dayatması olmadan, kendi kendimize kabul etttiğimiz önermeler bütünüdür. bu nedenle hayatımızı bu hipnoza göre yaşamaya devam ederiz, yani hayatımızdaki her şey kendi algılarımızın ve kabul edişlerimizin sonucudur...

* algılarımız ve kabul edişlerimiz, önermelerimiz ve yargılarımıza göre yaşamak: oto-hipnoz

* "gerçek" dediğimiz şeyler kabul ettiğimiz önermelerdir. biz, bir önermeyi kabul edene kadar da aslında "gerçek" değildir.

* ağzımızdan çıkan her cümle aslında bir önermedir ve bu önermeler ağzımızdan her çıkışında bilincimizde ve hayatımızda daha derinlere kayarak, kendine bir yer bulur...zaman içinde bizim bir parçamız olurlar...

* önermeleri tekrarlayarak pekiştiririz. "hastayım" önermesini ancak "iyiyim" önemesiyle dağıtabiliriz, "daha kötü hastayım" ya da "daha da kötü hasta oluyorum" önermesiyle değil...

* o zaman neden olumsuz önermeler yerine olumlu önermeleri seçmiyoruz? örneğin; sabah uyandığımızda ağzımızdan ilk olarak "uf ne kötü sabah" cümlesi mi çıkıyor, yoksa "ne güzel bu sabah yine güzel bir güne gözlerimi açtım" cümlesi mi? hangisi daha aydınlık..? mutlu olmayı mı yoksa mutsuz olmayı mı SEÇİYORUZ???

* hiçbir şey nedensiz olmaz. olan her şeyin yaşam içinde ve kişi hayatı içinde bi anlamı vardır. o an anlamsız gelse bile...

* inançlarımız bizi ölüme de götürebilir, aydınlığa da...neye inandığınıza ve neyi dileğinize dikkat etmeliyiz; maazallah gerçekleşebilir.

* sadece pozitif önermeleri seçmek yani bu kadar basit bir şey insanı çok mutlu edebiliyor. ne tuhaf değil mi?

* çevreden gelebilecek tüm engelleyici ve negatif önermeler kişi tarafından reddedilebilir.

* en iyi iletişim çoğunlukla "içsel sessizlik"tir. içsel sessizlik, bir sonraki plana karşı hazır olmaktır, onu baştan kabul etmektir, bilinci ve hayatı serbest bırakmaktır. "gelin! ne olursanız olun gelin! elinizden gelenin en iyisini gönderin!" diyebilme cesaretini göstermektir. (demiştik ya; hiçbir şey nedensiz değildir)

* "sınavdan geçemeyeceğim" önermesi olumsuz bir önermedir. "sınavdan geçebilirim de geçemeyebilirim de"önermesi de olmusuzdur, daha da ötesi belirsizdir. bize net ve olumlu önermeler gerekmektedir. amaç oyun oynamak, düşlere kapılmak değil tabi ki ama hayatta her şeyin insanoğlu için olduğunu "bilmek" ve "bırakmaktır". "olan her şeyin hayırlısı olduğunu" bilmektir.

* "yeterince başarılı değilim" yönündeki bir önermeyi kabul ettiğinden beri "yeterince başarılı değilsin". etrafındaki şeylerin inanışları olup olmadığı konusunda kaygılar taşımayanlar "ben yeterince başarılıyım" diyebiliyorlar. öyle olduklarını "biliyorlar". o inanışları kendilerine önemli sebeplerden ötürü sağladıklarını "biliyorlar".

Hiç yorum yok: