24 Mart 2010 Çarşamba

...so tell the girls that i am back in town :)


bu şarkıyı dinleyiniz, birlikte okuyunuz...

**
neredeyse bir haftadır süren soğuk algınlığı durumundan hala çıkabilmiş değilim, burnum artık isyan içinde, "silme beni, bırak akayıııımmm!" diye yalvarıyor...ama yapacak bir şey yok, sileceğim, sevgili burnumu mutlu etmek için, arada bi krem veya kayısı yağı sürüyorum, susuyor azıcık :)

neyse, işe döndüm bu sabah...gerçi evde olmanın bir sakıncası olmadı şimdiye kadar fakat... işi, ofisi de özlemedim ama gelmek zorundayım, değil mi?
(cevabı bulunamamış Allah! dedirten soru: kim zorunlu tutuyorsa beni, bizi ofise gelmeye, beynimizden ve korkularımızdan başka?)
efenim, geldik, gördük, baktık ki her şey aynı...
bi arkadaş muhabettini özlüyor insan işte...o da olmasa...

bu arada blogumun "okuyorum" kısmındaki kitap görselini değiştirmeyi unutuyorum epeydir, ders notları hazırlamak, okumak dışında, 1 aydır Agatha Christie okumuyorum tabi. bu aralar eskilere döndüm yine...yani eskiden, (üniversite sonları-aklımın beş karıştan 3,5 karışa indiği zamanlardan bahsediyorum, çok değil), bazı kitaplar girdi hayatıma ve onları çok sevdim, bugün (aklım 5 karış üzerinden 4,75 iken yani), bu kitapları başka bir gözle okuyacağımı hissedip elime yeniden aldım...iyi ki de almışım..

bu kitaplardan ilki; BİR ÇİFT YÜREK. bir Marlo Morgan kitabı.
aborjinlerin arasına katılıp, onların kültürlerine dair her şeyi yaşayarak, ayağı ayakkabısız, üzerinde elbise niyetine bir peştamal, yorgan niyetine de bir hayvan kürkü ile Avusturalya çölünü baştan başa yürüyerek geçiyor. bu arada da aborjinlerin (ve benzerleri kızılderililerin de) "beyaz adam" ile aralarında neden yıllardır devam eden bir kültür savaşı yaşandığını da açıklamış oluyor.
çünkü aborjinler (ya da basitçe, toprağa bağlı herhangi bir insan topluluğu için de aynı şeyleri söyleyebiliriz belki) doğaya, iç seslerine, evrenin adil döngüsüne çok aitler ve oradan kopamıyorlar. "beyaz adam" ise, kendi oluşturduğu yargılar, korkular, çelişkiler, kıyafetler, banka hesapları, telekomünikasyon araçları vs. içinde boğulmuş ve artık ne görüyor, ne duyuyor ne de anlıyor...

doğaya saygı gösterdiğinizde, yani doğadan alıp, yerine yine bir şey koyduğunuzda, döngü aynı bollukta ve güvende devam edecek...hep almak, sadece "beyaz adam"a mahsus...

sustuğumuzda, ama gerçekten içimizi ve dışımızı susturduğumuzda, sorduğumuz tüm soruların cevaplarını, uzakta bizi özleyen sevdiklerimizi, yardıma ihtiyacı olanları vs. her şeyi de yeniden duymaya başlayacağız...

işte özetle bunları ve bunlara benzer şeyleri söylüyor bu güzel kitap...kitaplıkta olması gereken kitaplardan...sonraki kitabım ise "Sonsuzluğun Mesajı" yine Marlo Morgan...

eveeet, ben şimdi kaçar. yapılacak işler, öpülecek arkadaşlar var...
çok çalışmam gerek çooookkk :))

3 yorum:

nilo dedi ki...

welcome back baby, you have been missed...

Umudum dedi ki...

ooşgeldin be yaa..kaça kıstırıyen?

muhacir arkadaşın umo..

üstteki kızcağız nilo mu ney o kız neresinden acaba balkanların bi değişik neyin geldi be ya yazdıkları??bulgar mı ne??

:) ehe..

biberli dedi ki...

:))) umo, bu işin piyasası nedir? kaça gırtırmalı yani?

yukarıdaki artist ya, ama napalım onu da öle kabul ettik :))

değil mi mummyyyy niloooo?

xoxox (diim de bi de tam olsun)