14 Mayıs 2010 Cuma

Bath (ve diğer her şey:)


şu anda Bath'a yani 4. durağımıza giden trendeyiz. Bath, Jane Austen'in yazları vaktini geçirdiği çevreyi görmek için seçilmiş bir yer öncelikle, sonra da hamamlarını görmek için...

Bath'ın kuruluşu Roma zamanına denk geliyor, yani 1. yüzyıla....

Brighton, bir yazlık şehir gibiydi. deniz kenarında, küçük beyaz evli, şirin sokakları olan...çok şıktı. orada yaşabileceğimize karar verdik :)

sonra geldiğimiz ve 2 gündür kaldığımız Southampton ise benim için tam bir hayal kırıklığı...burayı da jane austen romanlarından biliyorum. yakınlarda da zaten jane austen yaşamış...gidemedik gerçi evine ama olsun..southampton çok şehirleşmiş. çirkinleşmiş. çok fazl çirkin ve eski bina var. eskiden kastım camları kırık, 80lerden kalma binalar. bakımsız...
gerçekten çok üzüldüm, oysa böyle canlandırmamıştım hayalimde. tek hoşumuza giden şey şu oldu; sırtımızda koca çantalarla kamburlaşmamıza az kala, beleş otobüsleri var şehiriçine giden.sık sık gelip gidiyorlar istasyona. onları yakaladık :) rahat rahat şehir içine gittik. ha, unutmadan burada en güzel yer koca yeşil bi park. insanalr, ingilter'nin yerinde olduğu gibi buralarda da köpekleriyle koşturup duruyorlar :) izlemesi çok hoş...
brigton da şehirdi ama çok çok güzeldi. korumuşlardı güzelliğini, ne yazık ki southamptoınlılar bunu yapamamışlar...

dün de blogda yazdığım gibi, stonehenge'ye gittik. 36 pound verdik iki kişi için ve bence gerçekten çok anlamsız bi para. admlar koca tarlalar ortasındaki taş parçalarını acaip bir turistik yere dönüştürmüşler, helal olsun. keşke bizde de kıymet bilinse demeden geçemiyor insan..çok üzücü...
şayet bi daha stonehenge'ye gider misin deseler, beleşse evet derim. sırf manzarı görmek için bi daha..bi de ağustos ayında pagan dinini anmak için insanlar stonehenge etrafında toplanıyorlarmış ve o gece içip eğlenip, dua ediyorlarmış. eski pagan inanışlarını anmak adına...

eveeet, şimdi Joe'da kalacağız. detay bilmiyoruz ancak az kalsın Bath'de sokakta kalcaktık...zor bulduk kendimize bi ev. otellerin hepsi dolu, boş olanlar ise çok pahalı idi...hosteller iki kişi gecelik 40 poun ama yurt şeklinde idi. bristolda da hiç yer bulamamıştık, bunun için Joe imdadımıza yetişti son anda.. :)
bakalım nasıl biri..görücez. sanırım başka ev arkadaşalrı da var...


biraz da diğer ev sahiplerimşzden bahsedeyim..

southampton'da evinde kaldığımız Raphael çok şirin bir çocuktu, 29 yaşında ve öğretmen. düşünen bi çocuk...2 ay önce kız arkadaşı terketmiş ve bu yüzden biraz da duygusaldı...:(
ama bize yardımcı oldu. oturma odasında uyku tulumlarımızda uyuduk 2 gece..yani her gece kozamıza girip, ertesi kelebek gibi çıktık sanki :)))) tam bir bekar eviydi, dağınık ve az eşyalı :)
Raphael İtalyan ve Alman karışımı bir Brezilyalı. :) ama sarışın...bize Brezilya'nın ünlü çayı Matte'den içirdi. biz daha önce "aş kendini" programında görmüştük. tadı çok acı ve içmek için belli kuralları var. örneğin, demir kamışını öyle oynatamazınız bardakta, çok ama çok sıcak içiliyor. bu içen adamın "erkekliğini" gösteriyormuş. yani "yandım anacım" demek yok, yoksa MACHO olamazsınz ve herke sizle dalga geçermiş erkek olarak :)) kadınlar da böle bi sıkıntı yokmuş Allahtan :))
bi de hep çok çok sıcak içildiğinden, Brezilya'daki gırtalk kanseri oranı çok yüksekmiş erkek nüfusta ama bi yandan da bu çay kolsestrolü düşürüyormuş. adamlar kahvaltıda da et yemelerine rağmen gut hastalığı ve kolestrol yokmuş doğru düzgün...
:) eee hangisi, yüksek kolestrol mü gırtlak kanseri mi? :)))))))) ben kolestrolü alayım mümkünse..zaten çayı da sevmedim..:)

brigton'daki melanie ve pete gerçekten bize anne baba gibi davrandılar. :) her şeyimizle ilgilendiler. bize gezi güzergahımız üzerinde bildikleri iyi yerleri tavsiy ettiler ve etmeye de devam ediyorlar :) çok güzel bir evleri vardı ve bizimde kocaman bi yatak odamız...tam masallardaki gibi :) zaten melanie'nin en iyi arkadaşı da bir Türkmüş, çiğdem ve Türkiye'ye gelmişlr daha önce. iyi biliyorlar kültürümüzü...

ilk olarak evlerinde kaldığımız kerri ve andrew ve ev arkadaşları isabel ise tam londra insanları, yani şehir insanları...güzel ev, azimli gençlik :) ve uzun çalışma saatleri...

şu ana kadar bi falso olmadı, bundan sonra da olmaz umarım.. pazar günü Cornwall'a gidiyoruz. merakla bekliyorum orayı görmeyi. lakin hoş manzalar yakalayacağımızı umuyoruz...facebook'dan izlemeye devam ;)

bu arada banyo yaptık :) çamaşırlarımızı yıkadık :) ama çantalar bizi öldürüyor...bu da cilvesi bu gezinin işte...

şimdilik bu kadar, en yakın zamanda yazmaya çalışacağım yine..
sevgiler Bath'den..

*****
yukarıdaki yazıyı trenden yazmıştım, yani saat 12 civarıydı burada. şimdi bath'ın içlerinde bir yerde Herbert Road'da bi cafede oturduk ve reçelli ekmeklerimizle birlikte bir şeyler içiyoruz -ki bu bizim acınası öğle yemeğimiz oluyor sakın dalga geçmeyin :) -

burası ufacıkcıkcık bi yer :)

sadece bi sokak...ev sahibimiz eve 6'da geleceğini bize gece yarısı söylediğinden, biz böle sokakta kaldık ve bu cafeye sıkğındık resmen. elimizde kocaman bavulları gören herkes bi tuhaf bakıo :)

her yer yaşlı insan dolu. sanki genç nüfus kurumuş gibi..gerçi londra ve biraz brigthon dışında her yer böyle ya..gençlik londra'da anlayacağınız :) oysa buralar yani ingiltere'niniçleri mis gibi. yemyeşil...ama işolanakları az. hani türkiye'de işsizlik çok ya, burada da az değil...

ingilizler ile ilgili notlara gelirsek: çok kötü giyiniyorlar, iyi belnemiyorlar, hepsi zayıf:), çok sigara ve içki içiyorlar, sokakta ve öğle yemeklerinde bile içiyorlar (luna?:)...bi de çayı çok içiyorlar, sütlü çay. eğer bi cafeye gidip "ben çay istiyorum" derseniz, size sütlü çay getiriyorlar (sevgilim çok sevdi bu arada ama ben ııı-ııhhh), normal çay istediğinizi mutlaka söylemeniz gerek. bizim bir haftadır içimiz dışımız çay oldu ama iyi ki çayımızı getirmişiz, çünkü çok bana göre değil damak tadları. mecbur kalında içiyorum tabi de. facebook'ta da demiştim ya "en cüzel çay doğuş çay da!" :))..
sonraa, mesela etleri kokuyor. et derken, biftek vs. yediğimizden değil de marketlerini geziyoruz bol bol çünkü ucuz ve sağlıklı kahvaltılar bizim için çok önemli, yoksa nerdeee biftek yemek burda bize :)) kahvaltılarımız ve öğle yemeklerimiz yüzde 90 sandiviçlerden oluşuyor (peynirli-domatesli-reçelli vb., bi de iyi ki probiyotik yoğurt diye bir şeyler yapmışlar, resmen hayatımız kurtardılar:)
sağolsun erdal bey, bize vitamin yazmasaydı ne olurduk bilmiyorum bu beslenmeyle (bu arada erdal bey, okuduğunuzu biliyorum, selamlar sevgiler buralardan size :) ingilizlere geri dönersek; bugün 8. günümüz ve toplam yedi korna duyduk. hepsi değişik şehirlerde. korna çalmak acayip bi saygısızlık. çalanlar çoğunlukla hint..insanlar her yerde çok sessiz konuşuyorlar. bağırmak ve aşırı hareketler bulunmak çok ayıp. teyzeler çok güzel giyiniyorlar, hani derler ya "hanım hanım" diye, işte öyle :) amcalar da eski ingiliz filmlerinden fırlamış gibi..demiştim ya, kendimi bi zaman tünelinde gibi hissediyorum diye..vala bakın, kulağımı Kerim çarpsın, öle. not: who is Kerim? :)))))))) (umud?:))

neyse...

Bath istasyonuna inince ilk işimiz bir harita almak oldu. bi de jane austen hakkında güzel bir kitap almak oldu..burası romantiklerin şehri...evler ve bahçeler "what dreams may come" filmi gibi...(annem çok sever bu filmi, annem öperim kocaman)...bakalım öle mi görücez :)


bu arada Istanbul'dan da haberler alıyoruz...biber'im ameliyat olmuş, iğne ile beraber midesinden bi sürü süpürge çöpü (!) çıkarmışlar!!!

şu anda annem ve babam ilgileniyorlar...annemin köpük'ü ile biraz kavgalılarmış ama yapacak bi şey yok.

şanslı'm ise evde tamamen yalnız. ve aslında o hiç sevmez yalnızlığı...çok üzülüyorum bu yüzden...geziyor olmaktan inanılmaz keyif almakla birlikte, deli bi özlem var içimde..keşke sevdiklerimi de yanımda getirebilseydim...

bazı insanalr ne rahat gezerler değil mi? yabni özlem duyguları vardır ama rhatsız etmez onları ve katlanabilirler...mesela sevgili sevgilim ölelerden...o ani bir değişiklik yapıp hayatında, her yerde kalabilir...kök salmadan...


eveet gegelim konumuza, londra'dan brighton'a geçen pazar sabahı yolculuk etmek için yola çıktığımızda, farkettik ki neredeyse hiçbir metro çalışmıyor. kaldık mı öle! derken sanırım 6-7 otobüs değiştirerek ve biraz kaybolarak, doğru bi yerlere geldik (ben sağa sola sormalıyız derken, sevgilim hayır diyordu. sanırım ilk ingiltere kavgamızı ölece etmiş olduk:)) neyse victoria station biraz uzakmış tabi, bi amcayla karşılaştık, sağolsun bizi istasyona kadar götürdü. türkleri tanırım dedi, eskiden belçika'da yaşamış kendisi. bize bi sürü soru sordu. türkiye zengin bi ülkemi ki siz böle bütün ingiltere'yi geziyorsunuz dedi :)), siz zengin misiniz dedi...sonraaaa, "tell me, ......." diye başlayan bi sürü soru sordu :) elimizden geldiğince, çok detaya inmeden cevapladık işte...sonra bize ev adresini de verdi, eğer londra'da bi şeye ihtiyacınız olursa bana gelin dedi...ehe mutlu olduk...


böle bi yardımı bi de az önce Bath'deki görevli gösterdi bize. bath istasyonundan, ev sahibimiz joe'nun evi biraz uzakmış. bizi otobüs istasyonuna getirdi ve resmen şoföre emanet etti, bunlara dikkat et dedi ve şu durakta indir dedi... :) evet ingilizler genel olarak mesafeliler, bu aşırılıktan ve özellerine fazla girilmesinden hoşlanmadıklarından dolayı sanırım. ama yardım için soru sorduğunuzda cevap veriyorlar. londra'dakilerin biraz daha mesafeli olduğunu söyleyebilirim sadece. eee ne de olsa şehir orası. aynı istanbul gibi. kimse kimseye güvenmiyor...


ay zamanımız var ya 6'ya kadar yazasım da var. cafedekiler bizi böle 6'ya kadar çekecekler artık. sağolsunlar eşyalarımızla görünce acılar zaten. ben sırt ağrısından en son olarak ağlamak üzereydim..sevgilimin ise rengi atmıştı...çanta problemimizi çözmemiz gerek...çok fazla eşyamız yok aslında ama uyku tulumları ve matlar çok ağırlar...


---


eeeeee, hazır zamanım varken, bath hakkında da bir şeyler yazayım...

Bath, ingiltere'nin wessex bölgesinde, avon nehri kenarında. yani ülkenin batısı diyorlar. biz londra'dan önce güneye sonra da batıya doğru yöneldik. Bath 1. yy'dan kalma Roma hamamlarıyla ünlü. yarın gidip görücez hamamları. şehir merkezi trafiğe kapalı ve bi sürü çalgıcılar türkücüler kafeler :) var bu yollarda ...Bath için en önmeli nokta, George dönemi bal rengi evleriymiş. evlerdeki bu rüyamsı duruş bu renkle alakalı sanırım. Bath sabah erkenden başlanıp, rahat rahat gezilebilecek kadar ufak. ama sevimli...Bath'ın bu güzelliğine bi çok ünlü de katılmış ama ben öncelikle jane austen teyzemizle ilgileniyorum, diğerlerinin de isimlerini gördükçe, size "gökçe bath'den bildiriyor" alt yazısıyla ileteceğim :))


bath'de şansımıza yarın ve pazar günleri kahve festivali varmış, tabi yarın içine zıplayacağız bu festivalin...burası aynı zamanda bi öğrenci şehri de olduğundan, sanırım çok renkli olacaktır...

istasyondan gördük, eski-yeni klasik ingiliz yemekleri tarif kitapları var. vejeteryan menüleri, kekler, balıklar, etler, slatalar, klasik ingiliz kahvaltısı çeşitleri (en sık servis edileni: sosis, yumurta, domates, mantar ve kızarmış ekmekten oluşuyor.)
vejeteryan ve tatlılar ile ilgili olanları alacağım ;) eve dönünce yaparız bi güzellik, hım? ;)

henüz fotoları aktaramadık ve çevreyle ilgili bilgimizde yazdığımızdan ve biraz daokuduklarımızdan ibaret, daha fazlası için bu adrese tıklayınız...
hım bu arada; kızları çok güzel gerçekten ingiltere'nin ama erkekler cıks..olmadı :) kızlar soğuk havada dahi kısacık şortlar-etekler ve sandaletlerle geziyorlar hilkat garibeleri gibi. sanki evlerinde hırka pantolon yok! bııırrrr..etleri mora dönmüş artık soğuktan ama ses yok, eee neticede artistlik var tabi, bacaklar da güzel, gösteriyorlar hocam ne olsun :))) vala umud'a yaptığım "belini ört kızım!" işkenceleri gerçekten yersizmiş, ona karar verdim ama olsun umud'um işkencelerim devam edecek, hiç umutlanma :))
eveeet. şimdilik bu kadar...aklıma gelen HER ŞEYİ yazmaya çalıştım. bi dahaki sefere kadar idare edicez artık. öperim herkesceğizi...
annem, biber'i burnundan öper misin benim için... :)
not: yazım yanlışlarına takılmayın lütfen, lakin hızlı yazıdığımdan abidik şeyler yazmış olabilirim :)
sevgiler,
Bakery Cafe, Moorland Road, Bath, UK

2 yorum:

nilo dedi ki...

Cannnııım ne güzel nalatmışsın ya yaşadım resemn hepsini... özledim sizi..

philosophique dedi ki...

Gokcecigim,
Her gun heyecanla bekliyorum, bugun acaba nereleri gezmis olacaklar diye. Cok keyifli, cok guzel bir gezi oluyor icinize sindirsin. Bath'dan daha cok resim bekliyorum. Austen'in Baht'da gecen romani Persuasion idi. Siz de gidin bakalim Anne'in pesinden Captain Hayworth'u aramaya!:)