2 Haziran 2010 Çarşamba

gittik-gördük-geldik bile :)

stansted havalimanı saat : 11:07 londra UK

az kaldı...dönüyoruz. ingiltere saatiyle 12:50, Türkiye saatiyle 14:50'de uçağımız kalkacak...

daha önce de demiştim, bu geziye çıktığım ve de tamamlayabildiğim için mutluyum...keşke çıkmasaydım demedim hiç. çok büyük bir eğitimdi aslında hem benim hem sevgilim için...

çünkü;

yerlerde yattık, kendimiz temiz tutmak için azami çaba sarfettik, eşyların korunması, başka kültürden insanlarla anlaşmak, kaynaşmak, uyum sağlamak birbirine, az parayla çok iş yapmak, "yemeği" özlemek ve bulunca gönülden şükretmek, "evi" özlemek ama bu özlemle başa çıkıp sonra yine yola düşmek ve o yoldan da keyif almak, dönemeyeceğin bi noktadayken açlık ve özlemi belki de görmemezlikten gelmek...ooo daha neler çıkar düşünsem detaylı...

otelde olmak başka, gittiğin yeri bilmemek başka...hem tedirgin edici hem de zevkli...normal hayatlarımız o kadar durağan ki, inanın bi yere giderken neredeyse bi sonraki adımımızı bile nereye basacağımızı biliyoruz ve ondan da yakınıyoruz...
onun için bu gezi amacıma ulaşmamı sağladı..."her zaman güvende olamayız", "her zaman sevdiklerimizle olamayız", "her zaman temiz ve pamuklar içinde uyuyamayız", "her zaman önümüzde istediğimiz yemek olmayabilir, hatta yemek olmayabilir"... elbet biliyoruz bu farkı ama deneyimlemek hoş yine de, biraz acı olsa da...


inanın bu şekilde yaşayan o kadar çok insan var ki! ve belki çoğumuzun yaptığı gibi sızlanmıyorlar onlar....nasıl fakirler bi bilseniz ama yaşıyorlar, geziyorlar, gülüyorlar, birbirlerine tutunuyorlar. var bu insanlar ve gerçek..gözlerimle gördüm, onlarla yaşadım...
çok şükür!

biraz İngiltere insanı-kültürü ve politik durumlarından bahsedeyim çünkü çok açmadım bu konuları yanlış hatırlamıyorsam...

bir. İngilizler sanıldığı kadar soğuk insanlar değiller ama belli bi mesafeleri var tabi. normal olarak. mesela metrodasınız ve gözgöze geldiniz, size gülümsüyorlar kibarca. siz de cevap veriyorsunuz hafif bi kafa selamıyla ve gülümsemeyle...ne hoş!

iki. eğer zor durumda olduğunuzu görüyorlarsa, size yardım için mutlaka el uzatıyorlar. duyarsız değiller yani ya da snop...vardır illa ki aralrında öleleri de ben genel yapıdan bahsediyorum ve gayet yadımseverler...

üç. çok organizeler. en sevdiğim şeylerden biri bu...bi tek içki içerken publarda sapıtabiliyorlar :) bu onların zaaflarından biri belli ki, alkole karşı biraz fazla sevgi dolu olabiliyorlar :)

dört. sizden bir şey istediklerinde veya size bir şey sorduklarında veya yanlışlıkla size çarptıklarında vs. mutlaka seslerini incelterek "teenk yuuuuu!" veya "soriiiiiii" diyorlar :))
bazen o kdar çok söylüyorlar ki, fenalık geçirebiliyorsunuz :)

beş. evlerine, eşyalarına bizim kültürümüzdeki yatırım yapmıyorlar. evleri sadece "ev". oturacak, yemek yiyecek, uyuyacak, yemeklerini saklayacak vb. yerleri var. ama "aaa bu masayı aldım, bi de gümüşlük almam gerek" falan gibi acaip takıntıları yok. zenginlerin vardır belki ama bizim gibi orta tabaka da elbiseye, eşyaya yatırım yapmıyorlar. daha çok ya gelecekleri için yatırım yapıyorlar ya da gezmek için. dio ki adam mesela"bi planım var, buna uyma gerek, o zaman 6 aylık güney amerika gezisi yapıcam. evimi de kiraya vericem o gezi sırasında." evet, mesela benim hiç aklıma gelmezdi, böyle bir geziye çıkarken -1 ay içinde değil tabi de- evimi kiraya vermek. kolay kolay vermem de zaten. (işte bu nokta;) ama onlar umursamıyorlar ki ve gelecek olan insanlar da "başkasının einde kirada olduklarını" o kadar iyi biliyorlar ki, bunu yapabiliyorlar işte..yatağı, havluyu, halıyı, masayı umursanmıyorlar. açık ifade edebildim mi bilmiyorum? ama bunu çok büyük hissediyorsunuz...bağımızlığı maddiyata ama bağlılığı özgürlüğe ve arzulara ;)

altı. şekle daha az önem vermelerinden ileri gelse gerek, piknik veya parti düzenlenecek değil mi? yapıyorlar kolay şeyler, herkes getiriyor bir şey de, hooop al sana parti, al sana piknik! o ortamdayken de yiyen yiyor yemiyen kendi bilir. kimse kimseyi "aaa , ölümü gör bundan da diye zorlamıyor" :)) hatta evlerinden kaldığımız insanlarda da bunu gördük. bi şey varsa yiyecek, soruyor önce, evet dersen tabak koyuyor. yok istemiyorsan, verdiğin cevabı gerçek cevabın olduğunu düşünerek, koymuyor tabak.
mesela bizde şöyle bir şey vardır: aç mısın derler. yok deriz (aslında açızdır ama kibarlıktandır ya, bi daha sorulmaısı, hatta ısrar edilmesi gerekir o yemeği yememiz için). bi daha sorarlar. yo, zahmet olmasın, sağolun deriz. ısrar edilir ve sonra misafir (kimse o ısrar edilen) o ikramı alır en sonunda, bayıla bayıla da yer :) tabi bazen "yok" dediğimizde ve gerçek olduğu halde inanmayanlar da olmuyor değil, o da ayrı :))

********


07.06.2010 kavacık

havalimanından yazdığım yazıyı uçağa bineceğimiz için tamamlayamamıştım, sonra da evimini kedilerimin ve sevdiklerimin çemberinde olmak o kadar keyifliydi ki, zaman bulup yazamadım...

İstanbul'a geldiğimden beri güzel yemeklerimiz midem bayram yapıyor... :)

hatta uçaktan indiğimiz gece, annem ve Güler Teyze'm alınca bizi, doooğru kuzenime gittik. mis gibi koca bir tabak musakka ve pilav yedim...sofradan kalkmak bilmedim, en sondan da sonra kalktım.. :) iyi de oldu, oh be! :)

eve gelince Şanslı'mla uzuuuun uzzuuun koklaştık. koklaşmak ne demek, yapıştık...gece en son 4:30'du (sbaha karşı) gözlerim yanıyordu ama yine de sarmaş dolaş yattık beraber...hiç bırakmadı beni, hala da bırakmıyor..ben de onu bırakmıyorum..hayvancağızım burnunun kenarını yaralamış, bir de kafasında sivilce gibi bir şey çıktı. stresten olabilir diyorlar :(

öpüyorum orasından sevgi de iyileştirir diye... :(

biber'im ertesi günü geldi evine annemlerden..ameliyat öncesi traşlanmış karnında yeni yeni tüyler çıkmaya başlamış bile, maşallah iyi gözüküyor, zayıflamı bi de, 500 gr... :)))

bi onu seviyorum bi ötekini, yapıştırıversem omuzlarıma ikisini de aslında, oooh ne güzel olacak, yumuşak yumuşak :))

evettt, bu arada uçaktan indikten sonra, havalimanında ilk tartışmamı yaptım pasaport sırasında. hıh! dedim, Türkiye'ye geldim!:)

sıra olamıyoruz yahu, bi amca da akıllı ya, iki sıranın da ortasında durmuş, hangisi hızlı giderse ona girecek! 2 defa bi cırladım adama. ama yok, aman gibi duymuyor bile, yani iplemiyor, nolcak ondna sonrası tufan!...bu açıkgözlülük, bu cahillik, bu akıllılık sandığımız uyanıklık bitirmiş bizi...daha da sanmam ıslah olmayız herhal...

işte bunlar bi düzelse bu memleket cennet, cennet! sebzesi, meyvesi, havası, suyu, denizi, güneşi...mis gibi. ama kalite bizler-bu ülkede yaşayanlar-öyle bir düşürmüşüz ki, cenneti ya yok etmişiz ya ediyoruz ya da görmüyoruz ve "dışarıya özeniyoruz"...çok üzücü...

neyse, artık 36:42 kuzey enlemleri ve 26:45 doğu boylamları arasındaki güzel ülkede yer alan, 28:58 doğu boylamı, 41:01 kuzey enlemindeki güzel şehirde, evimdeyim...
görüşücez.. ;)

3 yorum:

Umudum dedi ki...

kuzummm iyki geldin yavrucummm...sensiz olmuyo be gökçem :)

nilo dedi ki...

hoşgeldin bebek:D

lunawar dedi ki...

seni görünce hiç gitmemişsin gibi hissettim.. ne güzel:))
bi de bu yazıdan anladığım sen ısrarı seviyorsun:) bundan da ye kuzucum.. hadi bak.. ölümü öp:))