9 Temmuz 2010 Cuma

torpil arayan önce aynaya baksın :)

"bir şeyi kırk kez deyince, olur"
bu cümle kültürümüzde hayli yaygın bir ifade, bir inanışı simgeliyor.
bir şeyi ne kdar çok söylersen, olur...anlamı bu.

hayatımızda en zor kabul ettiğimiz şey, sanırım "hayatımızın sorumluluğunun yine kendimize ait olduğunu bilmek". başımıza gelen her şeyin ama her şeyin bizim başımızın altından çıktığını kabul etmek tabi çok kolay bir şey değil :) bir yandan EGO bir yandan yarın ölmeyecekmişiz gibi akan bu hayat....kim olduğumuzu ve nereye nasıl gittiğimizi unutturuyor bize, sonra bi bakmışız yolda kalmışız...


biz insanlar genellikle kurban rolüne soyunmayı daha çok severiz.
düşünün, ülkemizde ARABESK diye bir müzik türü var ya..
"kahpe felek, ne felaket verdin başımaaa,
evimden kovuldum, yavrumdan ayrıldım
cıkcıkı cık cık
acıı banaa"

perran kutman'ın muhteşem performansı ile akıllara kazınmış bir şarkı mesela...
hatırlamak isteyenler için BURASI :)

efenim...
aslında ben buraya bir kitaptan bahsetmek üzere gelmiştim.

yakın tarihte aykut oğut diye bir beyefendinin kitabı vitrinlerde baş rolü kaptı. bir de suratımıza baka baka, durmunun kıyak olduğunu "Evrenden torpilim var" isimli kitabıyla ilan etti! bak utanmaza!

önce sevgilim farketti. bu ilginç bi nokta. çünkü benim sevgilim tam bir bilgisyar adamı. 1010101 vs. yani. :) o yüzden bu kitap benim için daha bi önemli. önce o okudu. sevgilim bir kişisel gelişim kitabı okudu dedim az önce! :)
sonra da ben aldım elime...

aslında yıllardır söylenen bir çok şeyden farklı hiçbir şey söylemiyor.
hayatımızı nasıl istersek öyle yönlendirebiliriz, bu güç bizde var. ancak kurban rolünden çıkmamız gerekiyor. cümlelerimizi olumsuz değil, olum kurmamız gerekiyor.
yani "işimi yaparken mutsuz olmayayım değil de, "işimi yaparken hem eğleniyorum hem de üretiyorum. günlerim son derece keyifli geçiyor. bir de sevdiğim işi yaparken çok para kazanıyorum" vb.

ilk bakışta, psikosomatik gibi görünen bu tip cümlelere bazı insanların artık alerjisi var, biliyorum. çok haksız da değiller. neden çünkü etrafta sürekli bir "pozitif enerjiii" muhabbeti dönüp duruyor. bu enerji lafı beni de gıcık ediyor!
oysa durum gayet mantıklı.

yukarıdaki şekilde cümleler, insanı ister istemez karşısına çıkan olumsuz seçeneklere değil olumlu seçeneklere odaklıyor. bu fiil önemli: ODAKLANMAK.


bu, şuna benziyor:
aşağıdaki resimde lütfen pembe beneklere dikkat etmeyiniz. onların orada olmadıklarını farzetmenizi rica ediyorum.


yapabiliyor musunuz?

mümkün değil..resme ilk baktığınızda, pembe benekleri görmemiş olsanız dahi, ben size onlardan bahsettiğim andan itibaren, onları aramaya başladınız ve onlara dikkatinizi verdiniz. mümkün değil gözden kaçırmanız. işte muhteşem algı burada konumuzla iş birliğinde..

şimdi:

biz günlerce, yıllarca "ben işe gitmek istemiyorum" dedikçe, bir gün gelecek, odaklanmamız o noktada olduğu için, bir şekilde işe gidemeyeceğiz. çünkü ister inanın ister inanmayın, bu bir tür kendi kendimize yaptığımız hipnoza benziyor. kendimizi "işe gitmeme" durumuna öyle bir adıyoruz ki, farkında olmadan aslında "işe gitmemek için" elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. bu, hasta olmak da olabilir-araştırmalar ispatlamıştır ki, hastalıkların bir çoğu zaten psikolojiktir-, işten kovulmak için elimizden geleni yapmak olabilir.

hayır hayır abartmıyorum...

kendimizle ne kadar dürüst bir şekilde iç konuşmamızı yaparsak, o zaman farkedeceğiz ki, aslında gerçekten işten çıkarılmak ya da hasta olmak / olmamak bizim başımızın altından çıkmış.

bu kendini farketme hali ise, önce EGOmuzun hayatımızda ne kadar büyük bir alan kapladığını farketmekten geçiyor.eğer cehenneme giden iyi niyet taşlarına bakarsak, EGO aslında bizi korumak için var. onu çocukluğumuzdan itibaren özenle yine biz büyütüyoruz içimizde. korkularımızdan kaçmak, zayıflıklarımızı saklamak vb. ve zarar görmemek için kendimizi bir şekilde koruma durumu... EGOmuzu en olmayacak yerde bile iş başında görebiliriz. bazen bizi bize karşı bile korur o EGO deyyusu :)

örneğin: karar verdiniz, toplantıda söz almak istiyorsunuz. tam kendinizi hazırladınız. hooop! aniden birden kalbiniz olduğundan hızlı çarpmaya başladı, elleriniz titredi. "yok yok" dediniz, "ben şimdi iki kelimeyi bir araya getiremem, rezil olurum, elalem de bana güler" heh! işte alın size mis gibi bir EGO hikayesi. bu kişi muhtemelen çocukluğundan itibaren, ne zaman kalabalık önünde bir fikri savunmaya kalksa, mıhtemelen bu durumu yaşadı. heyecanlandı, kalbi hızlanırken, laflarını karıştırdı, unuttu ve insanlar neticede ona ya boş gözlerle baktılar ya da alay ettiler onunla. haliyle zaman içinde bu kişi kendi kendine mekanizmasını oluşturdu "ben fikrimi söyleyemem, beceremem, hemen lafları karıştırırım, o kadar becerkli-zeki vs. değilim.."

oooo-hhooooo....mis gibi bir örnek bu, bi daha söyleyeyim...

baştan bir olayın nasıl olacağına -gelişeceğine karar verdikten sonra, beyniniz, algılarınız, tüm fiziksel ve düşünsel durumunuz, kararınızı uygulamak için iş başında olacaklar. başlarında da EGO...

bu aynı tarkan'ın şarkısındaki gibi ".... ama kendinden yanadır ya hep yürek, feda edip aşkı korur ya kendini"...böyledir işte...en sonunda o yürek yine yalnız, acı içinde, kendini suçlar durumda ve tatminsizlik döngüsünde takılıp kalmış...

farkında olmasak da, biz kendi kendimizi süper koruyoruz, hayırlıdan da hayırsızdan da ;)

efenim, netice itibariyle Aykut Oğut'un Evrenden Torpilim Var kitabı belki türdeşlerinden çok farklı şeyler söylemese de, farkı laf kalabalığı yapmamasında, içten ve basit anlatımında ve mantıklı önerilerinde, egzersizlerinde...bence kütüphaneye ve bünyeye katmakta fayda var. :)

herkese gönlünce ve cümlelerince günler diliyorum :)

9 yorum:

Tardu dedi ki...

yorum yapmiycaktim ama şu pencerede açılan

"Suskunluğum asaletimdendir...
Her lafa verecek bir cevabım var.
Lakin bir lafa bakarım, laf mı diye...
Bir de söyleyene bakarım, adam mı diye..."
yorumuna bir yorum yapayım dedim görünce :)
bu söz mevlananın olmaz, olamaz. mevlana bunu söyler ise "ne olursan ol gel" demez, diyemez. bu başkasının lafıdır aman diyeyim yanlış olmasın bir kontrol ediniz.

yazıya gelince :) arabeskle başlayan, aykut oğut ile devam edip tarkan'la son bulan bir yazı eğlendirdi beni. kitabın bitirecek kadar ilgini çektiğine sevindim. pozitif laflarına kıl oluyorum demişsin ama olma. her ne kadar bilip bilmeden ağızdan ağıza dolaşsa da saçmasapan başka şeylerin ağızdan ağıza dolaşmasından iyidir bence.

bak ne diyeceğim. şu yarım saatlik videoyu sevgilinle bir izleyin. aykut un dediklerini ve enerjiyi nasıl farklı bir açıdan anlatmış bir dinleyin bakalım daha mı mantıklı gelecek yoksa daha mı tiksineceksiniz enerjiden quantumdan :) http://video.google.com/videoplay?docid=-2116868226384685853#

süper günler dilerim :)

lunawar dedi ki...

çok güzel çok akıcı yazmışsın.. herşeyi bir nefeste söylemişsin sanki.. kitap ve yazı tam da zamanında mı denk geldi ne:)

lunawar dedi ki...

ayriyetten benden de torpilin var:) ona göre:)

biberli dedi ki...

sevgili Tardu'cuk, haklısın Mevlana değil, ancak bugüne kadar onu değiştirecek bir itilim hissetmemiş ve öööle sizi yanlış bilgilendmiştim, bugün bunu düzeltiyorum. evet bu lafın sahibi pek tabi ki, ÖMER HAYYAM :)
itilim - kakılım için teşekkürler. :)
videoyu izleyeceğim.
"pozitif ol" felsefesinden değil de, yayvan yayvan söylenen "pozitif enerji" laflarından, içi boş konuşmalardan tiksinti geldi. yani söylemek istediğim "ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol" durumu...
ay heyecan yaptım anlatamadım galiba. neyse önüme bi şişe kırmızı bozcaada şarabını koy, sabaha kadar bül bül gibi şakırım :))

Luna, zamanı gelmeden olmuyor işte hiçbir şey...hastayım hayatın böle nasihat veren çakışmalarına! :)) bi de sana hastayım, o ayrı :)

lunawar dedi ki...

ay bana herkes hasta.. :)

Umudum dedi ki...

Şincik;

kitaptan çok zevk aldım bende..Gayet samimi ve cici anlatmış sevgili yazar..Tavsiye herkese..

Alem bana ben size hasta :)) desem pozitif enerji,kitap,evren ve EGO konulu seçkin bir yazıya limon sıkmış olur muyum diye geçiriyorum kafamdan..E benim kafamdan geçen dilimde olduğuna göre yasdım gitti..

Sizi seviyorum sayın biberli ve luna...Gözlerinizden hasretle...

lunawar dedi ki...

aa.. deli geldi..
kaçın kaçın:))

Umudum dedi ki...

terbiyesiss!!

biberli dedi ki...

uyma yavrum sen Luna delisine..uyma e mi..
ohh deniz, güneş..mis..;)