12 Ekim 2010 Salı

An(a)kara

Cuma akşamı, kuzenimi ve yeni eşini görmek için sevgilimle Ankara'ya gittik.
ay ne keyifliydi benim için. bi kere en sevdiğim kuzenlerimden birini görecektim, ikincisi Ankara'yı görecektim. ben Ankara'yı, deniz olmamasına rağmen, hep sevmişimdir. artık düzeninden midir nedir bilmiyorum, seviyorum..
mesela Cumartesi akşamı dışarı çıktık, hava acaip soğuktu ama biz Tunalı'da yürüyüş yaptık, atmosferi koklamak için ve inanır mısınız hiç korna sesi duymadık! ya nasıl olur? İstanbul'daki insanlar ne kadar tahammülsüz Ankara'dakilere göre...Trafik yok bi de yollarda...

sadece hava çok soğuk..uçakta inip de sokağa çıktığımız anda yüzüme kuru bi soğuk çarptı, bi de sevgili kuzen diyor ki" yok yok hava soğuk değil, serin" :)


cumartesi akşamı balık-rakı muhabbeti yapılım dedik (ben şarap içiyorum, o ayrı :) Filistin Caddesi'ndeki Balıkçıköy'e götürdüler bizi...ay o ne salata öyle! salata kolay ne var demeyin, onu da güzel yapan var kötü yapan var...burada ben bi parmaklarımı yemedim herhalde...bir de koca bir deniz çuprası, nasıl lezzetli...ki ben pek balık sevmem ama burada mideye indirdim, acımadım :)

dekorasyon öle güzel ki, Balıkçıköy'ün sitesi burası: http://www.balikcikoy.com.tr/

Ankara'ya gidip balık yemek isteyenler için şiddetle tavsiye edilir..

Balıkçıköy'den çıktık, bu sefer az ileride -şimdi ismini hatırlayamadığım- bir cafeye gidip, waffle yedik...aslında ben yemiyeceğim, sevgiliminkinden bir iki ısırık alıcam demiştim ama bir lezzetli yapmışlar ki, sevgilim waffle'ının yarısını ben hüplettim mideye :)) sağolsun o da anlayışlı davrandı, ses etmedi hiç bana - muck :)

2004'te girdiğim işimi bulmadan önce, bir ara takılmıştım ben Ankara'ya yerleşeyim diye. Valla, çok istemiştim. o kış oraya gitmiştim trenle, Ankara'ya indiğim akşam ateşim çıkmıştı, 2 gün yatmıştım baygın gibi ama sağolsun halamlar ve dört bayan kuzenim bana çok güzel bakmışlardı :) çok kar yağmıştı o sene, ya da bana çok gelmişti. o kadar soğuğu ben bi daha hiç bir yerde görmedim dersem abartıyorum mu sanırsınız bilmiyorum ama ben böleyim, soğuk gördüm mü herkesten iki katı fazla içime kaçıyorum :)

güzel havalarda gitmek gerek Ankara'ya, dışarıya çıkabilmek için. Gölbaşı'nı görmedim daha, Eymir kenarında kahvaltı yapmadım-soğuk diye popomuzu kaldırıp gidemedik kahvaltıya- :) sevgilim üniversiteyi Ankara'da okuduğu için, onun için de özeldir Ankara, onun tekrar görmek istediği yerler vardı, onlara da yetişemedik. :(

kuzenim ve eşi, ya İstanbul'dan sonra burada görecek hiçbir şey yok diyorlar ancak İstanbul'un ne kadarını görüp, zevkini çıkarabiliyoruz ki? araban olsa dert olmasa ayrı dert...onun için Akara ideal bence o anlamda...

her zaman dediğim gibi, İstanbul'a bence hep turist olarak gelmeli. gelip, hızına ayak uydurup, gezip tozmalı, kitaplar koklamalı, tarih koklamalı, alışveriş yapmalı, arkadaşlarla yenilip içilmeli, boğazda vapur ile geziye çıkılmalı, miniaturk görülmeli, eyüp sultan'a, sultanahmaet'e, eminönü'ne, taksim'e, pierre lotti'ye moda'ya, adalara ve daha bir çok yere ayak basmalı, sanata, eğlenceye doyup, eve dönülmeli. ve istanbul'u özlemeli insan..

ben işte aynen böyle yaşamak istiyorum bu şehri..yoksa katlanamıyorum bu hay huya...(burada hep suçlu İstanbulmuş gibi konuşuyorum ama İstanbul ne yapsın, sırtında taşıdığın büyük insan kitlesinin hiç sevgisini göremeyince böyle karmakarışık olmuş...yani; İstanbul'un suçu ne?)

sevgili gül'üm ve çağrı kardeş, çok teşekkürler her şey için...çok keyifliydi. bi dahaki sefere sıcak havalarda Ankara seması altında görüşmek üzere :)seviyorum sizi..

2 yorum:

lunawar dedi ki...

aferin sana, hoşgeldin:)
bence de Ankara'da turist olmak lazım.. yoksa belediye başkanının yaptıkları seni kalp hastası yapar:)

biberli dedi ki...

he evet, o belediye başkanı ayrıntısını atlamıştım bunları yazarken, haklısın :)

aslında ben en çok Ege'de bi yerlerde -İzmir değil- yaşamak isiyorum bilirsiniz. oraların belediye başkanları hakkında ileri geri bir şey duyarsanız, paylaşın haa ;))