18 Ekim 2010 Pazartesi

varolmanın dayanılmaz hafifliği

son günlerde okuyup da bitirdiğim kitaplardan biri idi; İletişim Donanımları: Keşkesiz bir yaşam için iletişim. Yazarı; sevgili Doğan Cüceloğlu ve yayınevi; Remzi Kitabevi

Doğan Cüceloğlu, kitabına "paylaşılmayanın anlamı ne?" cümlesiyle başlıyor ve bu kitabın okuyucuların bilincini donatmak için yazdığını söylüyor. bilinç donanınca ne olacak sorusunu ise "bilinci donanmış insan, bilinci donanmamış insandan her zaman ve her koşulda daha etkili ve güçlü olacaktır" şeklinde açıklıyor. s18

bilincimizi donatmaya ilk olarak, her insanın muhteşem bir potansiyel olduğunu söyleyerek başlıyor. mühim olanın, bir meşe palamudu ile bir çakıl taşı arasındaki farkı farketmek olduğunu, bu meşe palamudunun tüm türkiye'yi meşe ağacıyla donatacak bir potansiyel olduğunu ve bu gözle meşe palamuduna bakmak olduğunu söylüyor. s20

insan ilişkileri de aynı böyle işte. insanın bir potansiyel olduğunun "farkında olan " ve "farkında olmayan" iki ortamı karşılaştırdığımızda, iki ortamdanda farklı sonuçlar alınıyor. bu, anabana ve çocuk, öğrenci ve öğretmen, yönetici ve yönetilen, devlet ve vatandaş ilişkisinde de yapmak mümkün.

Cüceloğlu bu ilişkiyi anababa ve çocuk ilişkisinde şöyle anlatmış:
"insanın bir potansiyel olduğunun farkında olan aile, çocuğu bir potansiyel gibi görür. potansiyel bilincine erişmiş ailede şu bakış hakimdir: "Bu çocuk kendi özel yetenekleri ve eğilimleriyle bu dünyaya gelmiş bir varklık, bir potansiyel yumağıdır. Bu potansiyelin ne olduğunu anlamamız ve daha sonra onu geliştirmemiz çok önemli. Bu çocuk müzik, spor, matematik, soyut düşünce, resim gibi alanların birinde veya birkaçında yetenekli olabilir. Çocuğu yakından gözlersek hangi alanda yeteneği olduğunu anlayabiliriz ve bu yetenğin gelişmesine yardımcı olabiliriz. Onun gelişmesine uygun ortamı oluşturmak, bizim sorumluluğumuzdur." "s20-21

Potansiyel bilinci ile donanmamış ailede ise, çocuğa bu gözle bakılmaz. çocuğunlukla çocuk doğmadan önce hangi mesleği yapacağına veya yapmayacağına, okuyup okumayacağına karar verilir. "Oğlumu futbolcu yapıcam", "kızımı güzellik kraliçesi yapıcam" vb.

yukarıdaki örneklerde hangi ailenin çocuğunun daha iyi gelişme olanağına sahip olduğuna siz karar verin...

Doğan Cüceoğlu kitabında, benim özellikle çok önem verdiğim bir konudan bahsediyor iletişimden bahsederken; ALGILAR.
ve diyor ki "insanın günlük yaşamı, kişinin kendi algılaması içinde yer alır."
yukarıdaki resme ilk baktığımızda bazılarımız bir beyaz şamdan bazılarımız ise birbirine bakan iki yüz algılar. bu, algılamların farklı olmasıyla ilgili.

bu resme bir arkadaşınız, eşinizle veya yöneticinizle baktığınızı düşünün. eğer bir taraf "tek bir gerçek" konusunda ısrar ederse, bu ilişkinizi olumsuz etkiler. Cüceoğlu bu konuda şöyle yazmış kitabında: ""kalıplaşmış", "inatçı", "dediğim dedik, öttürdüğüm düdük" tavırlı, birbirine "saygısız" kişiler, ilişkilerinde karşısındakinin farklı algılamasına izin vermez. Böyle kimselerin inat etmeleri ve birbirlerini dinlememelerinden dolayı, hem kendileri hem de ilişkileri gelişmez."

birbirlerine saygılı, öğrenmeye açık insanların ilişkilerinde algılama farklılıklarına saygı duyulur ve farklılıkların yaşamı zenginleştirdiği düşüncesi hakimdir.

yukarıdaki resimde, zemin çok önemli. beyazı zemin yaparsak, iki tane karşılıklı duran yüz, siyahı zemin yaparsak, bir şamdan görürüz. insanların zeminleri algılarına bir anlam veriyor ve algılar da davranışlara...bu yüzden sevmediğimiz bir şey yediğimizde suratımızı buruşturuyoruz veya sevdiğimizi birini gördüğümüzde gülümsüyoruz vb.

bir de uyumsuz davranışlar var, mecburiyetten sevmiyorsak dahi gülümseyebiliyoruz, "Mış gibi" davranmak deniyor. sebepleri ise; ayıplanmak, dışlanma korkusu, istediği şeyi elde etmek vb. ama ana sebep KORKU!

kitapta şöyle bir söz var, ancak yazarı belli değilmiş, aktarıyorum: "İnsanların yaşamı tesadüfler sonucu oluşmaz; insanların yaşamı onların davranışlarının yansımasından başka bir şey değildir". s 39 bu çok önemli bir cümle, iyice sindirmeli...

hemen bu araya, hayatınızın anlamı hakkında şiddetle önerebileceğim bir kitap daha var: Victor E. Frankl - İnsanın Anlam Arayışı. kesinlikle tavsiye ederim, bi ara da onunla ilgili bi yazı yazacağım inşallah :)

Zemin ve algı kişinin mahremiyetinde olan bir şeydir ve dışarıdan gözlenemez. Ancak bireyin davranışları dışarıdan gözlemlenebilir. yaşamamızda aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleyemeyiz. farklı sonuçlar görmek için farklı zeminler kazanmalıyız. yeni davranışın sönmemesi, geçici olmaması için de bir anlamı olmalı, Cüceloğlu, "Anlamla beslenmeyen davranışlar zamanla söner" diyor kitabında. yukarıdaki kitap doğrudan bu konuyla iligili işte..s39

yeni bir algılama ve semin kazanmak, iletişim ile mümkün. başkalarının zorlaması veya isteği ile olabilen bir şey değil.

neden iletişim ile ilgil dersek, yukarıdakilerin bir özeti de şöyle:

zemin --> algı --> davranış --> sonuç

Cüceloğlu kitabında doğru iletişim ile bir babanın çocuğuna yatmadan önce neden dişlerinin fırçalaması gerektiğine dair bir örnek veriyor. bir örnek, babanın çocuğunu korkutarak ve zorlayarak dişlerini fırçalatması örneği -ki bu kalıcı olmuyor, çünkü korkuya dayalı, diğeri ise çocuğa dişlerini neden fırçalaması gerektiğini, çürüyen dişlerle ilgili resimler göstererek, mantıklı açıklamalarla ve örneklerle yani gerçeklerle, açıklayıcı konuşarak (iletişime geçerek) anlatmak. s40-41

hangi çocuğun davranışı geçici olacaktır?

***

Cüceoğlu bir de, iç ve dış dünya arasındaki farkın, varolşu stresi yarattığından bahsetmiş. şöyle diyor yazar: "...kendi hayatını yaşayabilmek önemlidir. İnsanın içinde olduğu tüm yaşam çabasına, kendi hayatını yaşayabilme çabası adı verilebilir. Biri için, "özgün bir yaşamı var", dediğimizde, anlatmak istediğimiz budur: Bu kişi, iç dünyasında düşündüklerini ve hissettiklerini sözlerinde ve davranışlarında yaşayabilmektedir. Bu düşünce ve davranışlara sahip kişiye, özgün insan deriz. özgün insanın yaşamında stres azdır. özgün yaşamı "olmayan insan , iç dünyasında hissettikleri ve düşündüklerini davranışına yansıtmaz; bu insanın söyledikleri ve yaptıkları kendi iç dünyasından değil, başkalarının ondan beklentilerinden kaynaklanır. Bu kişi başkalarının kendisinden duymak istediklerini söylemek istediklerini söyleme zorunluluğu hisseder; onların görmek istediklerini yapar. Onun yaşamında sosyal yüz baskındır ve can geriye itilmiştir; yalnızdır." s79

çok fazla şey var Doğan Cüceloğlu'nun güzel güzel anlattığı, uyguladığımız, içselleştirdiğimiz zaman mutluyuz. ama tercih tabi. mutlu olmak ya da mutsuz olmak arasında bir tercih...

Son olarak, Cüceloğlu'ndan varoluşun 5 boyutunu da aktarmak istiyorum: s87

1. Can kaale alınmak, umursanmak ister

2. Can, kabul edilmek ister

3. Can, değerli, vazgeçilmez olmak ister

4. Can, yeterli olmak ister

5. Can, sevilmek ve özlenmek ister

okumak gerek Doğan Cüceloğlu'nun kitaplarını, yavaş yavaş, sindire sindire...

iyi okumalar...

Hiç yorum yok: