14 Nisan 2011 Perşembe

yeni misafirlerimiz ve kitaplarım


insanın işe gitme derdi olmayınca nasıl da akıp gidiyormuş zaman..ama öylesine ya da sıkıcı değil, daha dolu sanki...
havalar kötü, Nisan ortası, gri ve yağışlı, hatta soğuk...dışarı çıkma isteği uyandrmıyor bende henüz. ufak tefek çıkıyorum ama ben fotoğraf makinemi kucaklayıp, sokak keşifleri yapmaktan bahsediyorum. henüz o çekiciliği yok İstanbul'un... ben de kitap okuyup, kedi seviyorum bol bol :)

balkonumuza bir güvencin ailesi yerleşti. anne güvercin bebeklerinin üzerinde oturuyor, erkek olan da arada bi gelip gidiyor...bizim evin kedileri mutfak kapısı açılır açılmaz tam balkon kapısının önünde bitiveriyorlar :) o güvercin bebeklerini büyütünceye kadar çok dikkatli olmalıyız ben ve sevgilim...bu yavrucakların da şansı işte, geçenlerde sevgili stardust'ın haklı bi yorumu oldu bu konuda; sen kedi köpekten korumak için git 10. kata bi balkona yerleş, sonra orda karşına 3 kedi çıksın! :)) haklı vala ama dikkaliyiz...güvercin büyükannesi olucam, niyetliyim :)))

son dönem okuduğum kitaplardan beğendiklerimi aktarmalıyım bu arada:


Ayşe Kulin'in son kitapları Hayat ve Hüzün. ben yutarcasına okudum iki kitabı da. seviyorum su gibi anlatımını ayşe kulin'in..
bu kitaplar bence birer anı kitabı olmalarının yanında, okuyanlara satır aralarında verdiği önemli mesajlar da var.

ilki; Türkiye'mizin tarihi gerçekten çok acı ve kanlı. genelde hep uzaaak geçmişle avunur dururuz ama yakın geçmişimize ve bugün ne durumda olduğumuza objektif olarak bakabilsek, hala avunur muyuz ki acaba?

Diğer bir konu da; kızınızı-oğlunuzu ne kadar severseniz sevin onu her kötülükten koruyamazsınız. çocukken belki evet ama artık bir birey olup, hayatını kendi yönlendirmeye başladığı vakit, geçmişte korumak istediğiniz şeylerin çok daha kötüsüyle karşı karşıya kalır ve siz isteseniz de istemeseniz de, çocuğunuz incinir...bu konuda bence çoğu ebeveyn hayal dünyasında olmayı gerçeklerle yüzleşmeye tercih ediyor. Ayşe Kulin örneğinde de olduğu gibi, arkadaşlara hep dikkat edilmiş, eve gelip gitme zamanları, yanındaki arkadaşları hep sıkı sıkı izlenmiş. genç kızken en çok istediği şey olan danslara gitmesi izin verilmemiş, bir yere kadar özgür bırakılmamış. sonra ne olmuş? artık istediği gibi dansa gidebileceğini bildiği için hayatını mahveden bir adamla yaşı daha 18 iken ve kalbinde üniversite okuma hayali varken, evlenmiş...2 çocuk doğurmuş , iki hayali de suya düşmüş...

üçüncüsü ise, bir baba ve kızın ilişkisinin -eğer doğru iletişimle, sevgiyle yöndirilirse- ne kadar kutsal olduğu. Ayşe Kulin tam bir babacı. Annesiyle ise anlaşamıyorlar. Baba ile siyasetten tutun eşiyle ilgili sorunlarına kadar konuşabiliyorken, annesi bu tip konularda çok daha korumacı ve biraz da eski kafalı hareket edebiliyor. Evet kızını korumak istiyor ama ... işte yine yeri geldi o lafın:

Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla örülüdür.

bazen iyilik yapmak isteriz karşımızdakine ama acaba her yardım ettiğimizi düşündüğümüz zaman, bunu gerçekten başarabiliyor muyuz? Yoksa uzun ya da kısa vadede başka felaketlere davetiye mi çıkarıyoruz? bunu iyi düşünmek gerek. sadece ebeveynler değil elbet, hepimiz!

Ayşe Kulin öyle hoş bir akıcılıkla ve samimiyetle anlatıyor ki, sürüklenip gidiyorsunuz 1941-1983 arası Türkiye tarihinde ve Kulinlerin hayatında... Kesinlikle tavsiye ederim...
İyi okumalarrrr :)

Hiç yorum yok: