3 Ağustos 2011 Çarşamba

Marilyn Monroe

01.06.1926 - 05.08.1962

Ölümünün 49.yılı


Marilyn Monroe.

Sırf adı bile herkesin aklına farklı görüntüler getiriyor. Bazılarına dişiliği ve şehveti çağrıştırıyor. Güzellik. Zerafet. İncelik. Diğerlerinin aklınaysa güvensizlik geliyor. Perişanlık. Trajedi. Bu gizemli yıldızın karmaşık ve büyüleyici hayatını layıkıyla ele isteyen birinin önce tüm önyargıları bir kenara koymaya gayret etmesi gerekiyor. Ama Marilyn gibi bir ikon siz konusu olduğunda bunun hiç kolay olmayacağı kesin. s1

Belki Marilyn'i tam olarak anlamanın ilk adımı, onun adıyla bütünleşen bütün o canlı görüntülerin gerçek olduğunu kabul etmek........' diyerek başlıyor J. Randy Taraborrelli kitabı 'Marilyn Monroe ve bilinmeyen hayatı' isimli kitabına.

Bu kitabı okumayı çok istedim aldığım ilk dakikadan itibaren ama içimde hep bir burukluk vardı..Marilyn Monroe'nun hayatını Kennedy'ler tarafanından öldürülmüş olabileceği dedikodusu dışında. bi de çok ama çok güzel bi kadın olduğu gerçeğini bilmek dışında...

kitabı okudukça hüzünlendim, hüzünlendikçe yer yer okumak istemedim ama bırakamadım. en sonunda bütün hayatını göz önüne alınca, bir insan hayatında bu kadar büyük iniş çıkışlarla ancak belki de onun yaşadığı şekilde başa çıkabilirdi diye düşünmeden edemiyorum...

anneanne Della, çok güzel bir kadın, aynı Marilyn gibi. ama özellikle doğumlarından sonra belirginleşen ruh hastalığı ilerleyen yıllarda tamamen hayatını ele geçiriyor ve bu hastalık onu 'başka' biri yapıyor ve hayatı bu şekilde sonlanıyor.

Annesinden yana da şanslı değildir gerçek adıyla Norma Jeanne Baker. Annesine de paranoyak şizofren teşhisi konuyor yıllar içinde, ayrıca Norma üzerinde de değişik bir kontrolü var ve her ne kadar Norma onu hayatının merkezine koymasa da, bir türlü ondan tamamen de uzaklaşamıyor. Çocukluğundan itibaren korkmaya başlamış içine kapanık, duygusal ve duyarlı Norma 'acaba ben de annem ve anneannem gibi delirecek miyim?' diye. bu korku onu hayatı boyunca bırakmamış. Bu arada büyükbabasının da ağır depresyondan kendini asarak intihar ettiğini de söylersek, sanırım Norma'nın korkularının boşuna olmadığını da kabul etmiş oluruz.

Norma, 1 Haziran 1926 da doğmuş, sapsarı masmavi gözlü, pırıl pırıl bir bebek olarak doğmuş. anne Gladys ise annelik yapabileceğinden hiçbir zaman emin olamadığından, anneanne Della tarafından zorlamayla, henüz 15 günlükken bir koruyucu aileye veriliyor. Koruyucu ailenin yanında hayatı boyunca kalsaydı belki de Norma'nın hayatı bu kadar trajik gitmeyecekti ancak mental dengesini tamamen yitirmiş annenin Norma 7 yaşındayken geçirdiği bir kriz, Norma'yı koruyucu anne ve babasından uzaklaştırmasına yetmiş. Bu sefer küçük kız, evde annenin yanında kalamayınca, bu sefer bir kimsesiz çocuklar yurduna yerleştirilmiş. Bu arada, Marilyn Monroe'nun babasının kim olduğu kesin olarak bilinmiyor ancak annesi hayatı boyunca Marilyn'in babasının Charles Stanley Gifford olduğunu iddia etmiş ve bir kez bile bu lafından geriye dönmemiş. Fotoğraflarına bakında ikisinin benzerliği de göze çarpmıyor değil aslında...

daha çocukken, şu ana kadar hepimizin yaşadığından fazla karmaşa ve mutsuzluk yaşamış bu kadını nedense daha iyi anlamamız gerekiyor diye düşünüyorum...çünkü insanoğlu genelde yaftalamayı pek sever ve de dramatize etmeyi ve suçlamayı...hayatının nasıl son bulduğu ile ilgili bilgilerin bir kısmı 'kayıt altına alınmamış' ya da 'değiştirilmiş-çevrilmiş' olabilir o zamanın politik kaygıları içinde...kısaca öldürülmüş veya intihar etmiş olabilir -ki intihar fikri, tüm hayatını okuyunca, hakkında ağır bir manik depresif teşhisi konmuşken, günde 15 adet hap alırken ve de daha önceki girişimlerini ya da farkında olmadan aldığı yüksek dozdaki uyku ilaçlarını da göz önünde bulundurunca hiç de şaşılacak bir şey olmuyor. hatta Kennedy'ler tarafından öldürülme teorisi çok daha 'zorlama' bir senaryo gibi.

Marilyn Monroe'nn hayatı, başta da dediğim gibi beni çok ama çok etkiledi...Bir insan nasıl bu kadar acı içinde yaşarken bir yandan da kamera karşısında bu kadar parlar diye de çok düşündüm..kamera acaba hep hissetmek istediği 'aidiyet duygusu'nu mu yoksa 'sevilme duygusu'nu mu veriyordu, bunu hiç bilemeyeceğiz...aynı soru Türkan şoray için de çok defa sorulmuştur, bilirsiniz.

Kitabı alıp, okumanızı tavsiye ederim. Bu güzel ama şanssız kadının hayatını, acılarını, umutlarını, içindeki çocuğu ve entellektüel kişiliğini, evliliklerini, aşklarını, zayıflıklarını, güçlü yanlarını, filmlerini, arkadaşlarını ve de kaçamaklarını buyrun siz de okuyup düşünün...Bu kitabı okumak ne kazandıracak deyip, Marilyn Monroe'yu sadece bir 'aptal sarışın' kategorisinde tutarsak, bu belki de hepimizin içinde bulunan ufak ya da büyük bütün 'arızalarımızı' da yok saymak olacaktır diye düşünüyorum, lakin hepimizin içinde belki bilerek belki bilmeyerek sakladığımız 'arızalarımız' yok mudur? Bunları saklamak uğruna, bazen başka bir şey ya da başka biri gibi davranmak istemez miyiz hiç???

Daha fazla açılmadan, sizlere kitaptan bir iki pasaj sunmak istiyorum...
Şimdiden iyi okumalar..

* .... ' Hiç kolay değil', diyecekti Marilyn, Berniece'e kariyerini kastederek. 'Bir aktris kötü filmleriyle ünlü olmadan önce kaç kötü film yapabilir bilmiyorum!' s 195

* ....Marilyn'in çekimlere geç kalmamak için elinden geleni yapacağını düşünüyor. Ama bu onun tarzı değildi. Bir gün aktör Gregory Ratoff, 'Bu kız büyük bir yıldız olacak!' dediğinde, Celeste Holm gözlerini devirerek ' Öyleyse neden herkesi bekletiyor?' yanıtını verdi. Yıllar içinde Marilyn'in geç kalmasıyla ilgili bir sürü şey söylendi. ..........Evet, sinir bozucu bir alışkanlıktı ama Marilyn, Marilyn olduğu için herkes katlanıyordu. Haksızlık etmeyelim, buna değdiği de bir gerçek. Bir şey kesindi: Varlığıyla bulunduğu yeri aydınlatıyordu. Bir keresinde, ' Sorun benim gecikmem değil herkesin bu kadar acele etmesi' demişti. s 174

* Kariyerine ilk başladığında çektirdiği çıplak fotoğrafları ünlü olduktan sonra patlamıştı. İşte bu olay ile ilgili kitapta şu cümleler ilginç: ....Marilyn asla özür dilemedi. 'Yoğun bir günün ardından işinden evine geldiğinde bu fotoğrafa bakıp canlanacak ve Vay canına! diyecek bir adam arıyorum' dedi. ................En iyi yorumu Frank Sinatra yaptı. 'Limondan limonata yapmayı bilen bir kadın varsa o da Marilyn Monroe'dur.' Hatta bu mesele de limonlu turta yapmayı bile başarmıştır. s 205

* 2 düşüğün ardından hızla kötüleşen Marilyn: '...........Ama Marilyn umudunu yitirmedi. İlerleyen aylarda Los Angeles'taki Mocambo'ya şarkıcı Diahann Carroll' ı dinlemeye gitti. Carroll o günü iyi hatırlıyordu. 'Kızım Suzanne'e hamileydim. Marilyn o kadar hüzünlü ve güzeldi ki. Bir merhaba demek için kulise uğradı. Karnına dokunabilir miyim, diye sordu. Tam şuraya dokun hayatım, dedim, ve dua et. Umarım bir gün dileğin gerçekleşir. Gözlerinde yaşlarla bana baktı. Ah, ben de. Ben de öyle umuyorum, diye mırıldandı.s345

*Marilyn'in hayatında bunca sıkıntı varken profesyonel amaçlar uğruna kolayca Marilyn Monroe'ya dönüşebilmesi arkadaşlarıyla tanıdıklarını daima şaşırtmıştır. Sanki Marilyn gerçek mutluluğu sadece kamera önünde buluyordu. geri kalan her şey -güçlükle sürdürdüğü özel hayatı- o halinin yanında sönük kalıyordu....s 419

* ...'Yarı çıplaktı' diyor Weinstein. ' Ölmek üzereymiş gibi görünüyordu. Ya da en azından ilaç komasındaydı. Bunu neden yaptığını anlayamıyordum. Bir gün önce o kadar neşeli olup sonra bu hale gelmesi çok endişe vericiydi. Doktor Greenson onu bir şekilde ayılttı. O kadar sarsılmıştım ki bir türlü kendime gelemiyordum. Greenson sürekli, Merak etme, iyileşecek, diyordu. Daha önce defalarca buna şahit olmuş gibi gayet sakindi. Ama ben şoktaydım. s. 464

* Marilyn Monroe, hayatının son döneminde iddia edildiği gibi aşık olduğu JFK'nin doğum gününde Mutlu Yıllar şarkısı söyleyecekti. Bu tarih 19 Mayıs 1962'dir. Yani ölümünden 3 ay öncesi. İçi çökmüş olan Marilyn o geceki parıltısıyla hiç de 'kafasının içinde sesler duyan, bu sesleri ilaçlar ve içkiyle susturmaya çalışan, hayatı boyunca gerçek sevgiyi ve mutluluğu bulmamamış ve en sonunda tutunmayı bırakmış' Marilyn'i işaret etmiyor. Bu konuda kitapta şu satırlar var: Marilyn o geceki performansını mümkün olduğunca kışkırtıcı hale getirmesi tuhaf bir seçimdir. Özellikle de o döneme kadar ki kariyeri düşünüldüğünde. Kim bilir kaç yıldır aptal sarışın imajından şikayet etmiyor muydu? O imajı silmek için 20th Century-Fox ile ters düşmemiş miydi? Yıllardır insanların onu karakter oyuncusu olarak görmesini sağlamaya çalışmıyor muydu? İnsan düşünmeden edemiyor, bu önemli gecede neden yıllardır gömmeye çalıştığı imajını tercih etmişti?..s477

bu şarkı onun hayatının son şarkılarından biridir...buyrunuz dinleyiniz..


foto: buradan

Marilyn Monroe ve Bilinmeyen Hayatı, J. Randy Taraborrelli, Artemis Yayıncılık,2011.

3 yorum:

Umudum dedi ki...

yazını okumadım zira kitap şiddetle okumak istediğim bir kitap...okuduktan sonra buralarda olcam..

Kabuto dedi ki...

Bir insanın 36 yaşında ölmesi korkunç bir şey. Marilyn ise hem 36 yaşında ölmüş hem de korkunç bir çocukluk sürmüş. Aptal sarışın deyimi M.M'den sonra çıkmış olabilir ama o hiç aptal değilmiş gibi geliyor bana. Ayrıca ölüm yıldönümünün de bizim evlilik yıldönümümüze denk gelmesi de garip...

biberli dedi ki...

umo, okumazsan olmaz...

kabuto'cum, hep derim ya; benim anavatanım çocukluğumdur die..eğer iyi bir çocukluk yaşamışsan sonrasını da kurtarıyorsun.

evlilik yıldönümümüze denk gelmesi beni de bi garip yaptı...nedense, sanki başka kimse ölmedi o tarihte..ama yazık beee