19 Eylül 2011 Pazartesi

otibiz maceraları vol.2

otibizler çok kalabalık oluyor akşam saat 8 buçuk dokuz da olsa saat...bi de E-5 üzerindeki metro çalışmasını bu kalabalıkla toplayınca yolculuk ideal bir kitap okuma, uyuma vb etkinlikler merkezi haline geliveriyor.


Dün akaşm, bir amca ve teyze bindiler otibize, amca ve teyze tutuna tutuna geldiler otibizin ortasına, sonra amcadan çıkan cümle, ellerini de yana açarak 'e yer yok hanım!'. ben de tam önlerinde oturuyorum..amcaların ve teyzelerin otibiz ve mini-minibizlerde ayakta kalmamalarını savunmaktayım, hemen yer verdim... ay amca sanki 2 saniye önce isyan etmemiş gibi, 'yok hanımefendi kızım, sen otur', 'est. amca, siz ayakta dururken, oturmak ne demek...' 'yok yok kızım.:' .....bi süre böle devam ettikten sonra, önce teyzeyi sonra da amcayı oturttum! -hı bu arada yanımdaki çocuk da yer verdi, ben yer verince- sonra da amcaya dedim, artık ahbap olduk ya 'amca niye oturmak istemiyorsun, senin ve teyzenin oturması lazım' dedim. o ise bana şunu söledi, gözlerim yaşardı: 'hanımefendi kızım, biz erkekler centilmen olmalıyız değil mi? bi bayan ayakta dururken bizim oturmamız ayıptır, biz böle gördük. bak teyzen oturdu da ben oturmasaydım, sen ayakta kalmasaydın' dedi...bi an boş boş baktım amcaya..'amcaaa! sen gerçek misin? cimdik atabilir miyim?' demek istedim...canım, bacakları titriyor, ayakta zor duruyor, ama ayakta zor duran sadece bedeni; kibarlığı, insanlığı, inceliği hala dimdik ayakta! yaşlılığına da hiç değinmiyor, acındırmıyor da kendini...hani diyorlar ya, ne varsa eski toprakta var... vay be dedim...sonra ben de ona 'sağol amca, çok kibarsın ama ben bugün çok oturdum, yorgun değilim, ayakta durmak iyi gelir' gibilerinden bi cümle ile saçmalamanın sınırında kalarak, onu teselli ettim kendimce...


gerçekten dehşet bir şey dikkatimi çekiyor işten ayrıldığım ve sokaklara karıştığımdan itibaren..


inanılmaz kaba, boşvermiş, içi boş, kuralsız, öylesine bir toplum olmuşuz biz...inanamıyorum sokaklarda gördüklerime...hani trafik ışıklarına dikkat edilir vb. kurallardan bahsetmiyorum artık, onlar üst seviye kalıyor!..biri yanınızdan geçerken küüüüt! diye omuz atıp geçiyor -her gün yaşıyorum bunu- ve dönüp de arkasını bir 'pardon!' bile demiyor ya...tarlada yürüyor ya, öylesine işte..toplumsal açıdan özsaygımız kalmamış, kişiseli yok ki toplumsalı olsun, değil mi? her şey sadece mağazalar, vitrinlerdeki ve üstte baştaki kıyafetler, indirimler, elimizdeki cep telefonunun kalitesi, ağızdaki sakız, Amerikan aksanıyla konuşulan Türkçemiz, 'ben Amerika'dayken...' ile başlayan cümleler olmuş..bi üçkağıtçılık, bi açgözlülük, bi 'boşver yeaa, banane, ben mi düzelticemlik' gelmiş', iyice işlemiş içimize...gerçekten sokaklarda gördüklerimden hiç hoşlanmıyorum..belki uzun süredir böleydi de, ben ofiste sadece ofis içindekileri görüyordum..e o zaman ofis içindeki o tip insanlar da normalmiş meğersem de ben anormalmişim..yine!


çocuk yap diyorlar, bu insanların arasına mı diyorum? buraya mı? hiçbir yer cennet değil diyorlar, ben cenneti aramıyorum ki, o kutsal kitaplarda yazıyor, ben insanlık arıyorum hocam, İN-SAN-LIK...bu kadar basit...insanı insan yapan davranışları ve düşün-e-bilme - öğrenebilme becerisinin olması .bunlar yoksa alın size tam IDIOTRACY toplumu...


evet, bu da otibiz maceram da böle düşündürücü, biraz buruk bir macera oldu...bi dahakinde görüşebilmek dileğiyle..


foto: burdan

Hiç yorum yok: