16 Ocak 2012 Pazartesi

iniş çıkış

hep oluyor bu bana...


önce bir iniş, içe kapanma, bazen ağlama, kendini gücsüz hissetme ve güvende hissedememe...korkular sarıyor oramı buramı...'eylemsizlik' haline geçmek istiyorum işte o zamanlarda...konuşmamak, yürümemek, gülmemek, yemek yememek...


sonra telkinler, uyku, sessizlik derken geçiyor...o zaman bakıyorum her zaman gördüğüm şeylere, hayatımın akışına...diyorum kızım bundan 3 gün önce korkacak ne vardı da şimdi yok? bilmiyorum....inanın o korkuların, o güvensizliğin nereden, hangi karanlık delikten fışkırıp hayatımı ele geçirdiğini bilmiyorum..sonra da sessizce deliğine geri dönüyor görevini tamamlamış gizli bir ajan gibi...bir dahaki sefere kadar...


her şeyin kendi içinde gizli olduğu ilginç bir canlıyız biz...korkularımız ve ümitlerimiz..ne tetikliyor da korkuyor veya cesaretleniyoruz, bilmiyorum..anlamak için inanın çok şey verirdim..bilincimize ne kadar derin kazarsak o kadar çok soru çıkıyor...bazen yorulduğumu hissediyorum kendimden ve sanırım o zamanlar 'bırakabiliyorum'....


ve sevdiklerimiz...ne kadar çok olursa olsunlar, her şeyin başı da sonu da insanın kendisi, kendi bakış açısı, algıları...daha fazlası ya da eksiği değil...John Berger'in Görme Biçimleri diye bir kitabı vardır, güzel...der ki, ' düşündüklerimiz ya da inandıklarımız nesneleri görüşümüzü etkiler.' kendimi umutsuz hissettiğim zamanlarda hayatın ta kendisi olan -işim, sokaklar, otobüsler, insanlar vs- kaçılması gerekenler olarak geliyor bana..hiçbirine güvenmiyorum..güvenmedikçe üzerime daha çok geliyorlar sanki...sakinleşemiyorum bir süre...ertesi gün, her şey içimde sessizleştikten sonra, bakıyorum aynı yollar, otobüsler o kadar da zararlı değiller...niye bir önceki gün kaçtım o zaman ben onlardan, hım?


beynimin gri kıvrımlarına girip, aralarındaki tozu dumanı temizlemek isterdim...yapamadığım için beyni anlamakla ilgili çok kitap okudum, hala da okuyorum..ya da insan psikolojisini...kesin cevap önümde ama ben gör-e-miyorum...


en nihayetinde, öğrendiğim tek şey var...ne zaman korkular sarsa beynimi, damarlarımı; kendimi o korkutuğum hayata koşulsuz bırakabildiğimde, kontrol iplerini elimden attığımda geri geliyor ışık....tek öğrendiğim bu..hayatın kendisinin o gizli ajan olduğu ....aslında hep benim iyiliğimi isteyen...


hayat hayat deyip duruyorsun, ne ola ki o hayat derseniz de, cevabım şu; bazıları Tanrı der, bazıları Allah, bazıları Buda, bazıları İsa, bazıları ruh der....ben, yine BEN diyorum...Tanrı kendisinden koptuğumuzdan beri, bizi yine bize emanet ettiyse eğer, kaçıp kaçıp saklandığımızda, bulduğumuzda sevindiğimiz de yine kendimiziz...ve ben, kendimi ben olabilmek adına önüme çıkan ve çıkacak olan tüm o ihtimallere 'bırakabildiğimde', ben olabilme potansiyellerime bir koşul olmadan emanet edebildiğimde, rahatlıyorum....tek öğrendiğim bu...



foto buradan

1 yorum:

Umudum dedi ki...

offf negzel yazı olmuş..bu ruh halini çok yakinen tanıyorum..ve sen çok net anlatmışsın...biraz düşünmem lazım..seni seviyorum..